Sessiz Misafirlerimiz

Bir güzel su yolu… Çanakkale Boğazı

Bir kutsal  bölge… Gelibolu Yarımadası

Binlerce mil uzaktan gelen savaşçıların kanlarıyla boyanmış bir deniz… Saros Körfezi

Tarihin en kanlı , en çetin çarpışmaları… ÇANAKKALE SAVAŞLARI

Ve bu çarpışmaların baş aktörü askerler ki;   

Ateşkes molalarında birbirlerine konserve ve sigara paketi atabilecek kadar insan…

Yaralı düşman askerini sırtlayıp savaş alanından kaçıracak kadar vicdanlı…

Birkaç dakika sonra öleceğini bilmesine rağmen süngüsünü takıp düşman üzerine tereddütsüz koşacak kadar fedakar ve kahraman…

Evet, bu kahramanların sayesinde bu ülkede yaşayıp turkuaz sularında yüzebiliyor, yelken basabiliyor, derinliklerine dalış yapabiliyoruz.

Gelibolu Yarımadası ve Saros Körfezi misafirlerine tüm güzelliklerini cömertçe sunar.

Körfez üzerindeki koylarda kalmak , geceleri gökyüzündeki ışık selini izlemek, sessizliği dinlemek, derinliklerindeki güzelliği yaşamak ve uhrevi havayı teneffüs etmek…

Bugünlere kolay gelinmedi tabi ki. Her iki taraftan da binlerce kayıp verildi.Binlerce kişi evine dönemedi, hastalandı, sakat kaldı.Bir dönemin en yetişmiş, en kalifiye insanları hayatlarını kaybettiler.

Ya binlerce mil uzaktan gelenler ;

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Ne güzel söylemiş Atatürk bundan 75 yıl önce…

Evet binlerce mil uzaklardan gelen kahramanlar bağrımızda bizden biri olarak huzur içinde uyumaktalar.

Ya onları getiren gemiler…Onları hiç düşündünüz mü?

Ocean, Bouvet, Irresistible, Truimph ve niceleri…

Bouvet; Nusrat mayın gemisinin boğaza yerleştirdiği mayınlara çarparak batan ilk gemiydi. İçinde yaklaşık 600 asker ile birlikte boğazın derinliklerine gömüldü.

Irresistible; Bouvet ile aynı kaderi paylaşan bu 125 mt.lik dev de boğazın serin sularındaki yerini aldı.

Ocean; yaralı Irresistible zırhlısını kurtarmak isterken Seyid Onbaşı , namı diğer Koca Seyid’in tek başına 215 okkalık top mermisini kaldırıp topa yerleştirip ateşlemesi ile yara aldı ve battı. 

Bu üç dev gemi bugün boğazın Erenköy Koyu’nda 60 mt.derinlikte yatmaktadır.

Truimph ise Kabatepe açıklarında Alman denizaltısının torpiline hedef oldu ve denizin yaklaşık 55 – 70 mt. derinliğinde 70 kişiye mezar oldu.

Majestic; Alman U-21 denizaltısının torpillemesi ile batarken beraberinde 40 askeri de derinliklere çekti.Bugün 20 – 30 mt. derinlikte tamamen parçalanmış bir şekilde yatmaktadır.

Majestic

Marriotte Denizaltısı ise Çimenlik Kalesi’nden açılan ateş ile yaralanmış ve karaya oturmuştur.İçindeki tüm askerler kurtarılmış ancak gemi o kadar şanslı olamamıştır.Uzun süre karada kalan denizaltı sökülmüş , bir kısmı üzerine beton atılarak iskele temeli olarak kullanılmıştır.Marriotte denizaltısı 2 defa ölmüştür.

Bir başka denizaltı olan Joule, Kepez yakınlarında mayınlara çarparak 29 mürettebatı ile birlikte suyun yaklaşık 40 mt. derinliğindeki ebedi istirahatgahına çekilmiştir.  

Lundy isimli  geminin ise batış sebebi tam olarak bilinemese bile o da bugün diğerleri ile aynı kaderi paylaşmakta ve bağrımızda , Büyükkemikli açıklarında yaklaşık 30 mt. derinlikte sanki hala seyirdeymiş gibi durmaktadır.

Lundy

Evet , bu örnekler saymakla bitmez. Bu gemiler bunlardan sadece birkaçı.

1960’lı yıllar.Türkiye sanayileşme çabalarında bir ülke.Ve bu sanayileşmenin hammaddesi demir , çelik. Savaş mezarlığı olan batıklar ihaleye çıkarılarak ait oldukları sulardan parça parça sökülerek sanayinin sermayesi oldular.Tarih kokan şaftlar , pervaneler , kranklar …..

O günkü şartlarda yapılanların doğru olduğu düşünülebilir.Derinlerde bulunması  , ulaşılmasının  güçlüğü , o zaman daha doğmamış olan dalış turizmi gibi bir çok sebep öne sürülebilir.Gerçekten ekonomiye çok büyük katkıları da olmuş olabilir.

Peki ya günümüzdeki durum?

Ya her seviyeden dalıcının kolaylıkla dalabileceği derinliklerde olan batıklardan alınan “hatıra” parçalar?

Biraz daha ilerisi bu parçaları dekor yapanlar.

Peki belgesel için çıkarılıp yakılan barut çubukları.

40 yıl önceki ülkenin içinde bulunduğu durumlara kaynak yaratabilmek için yapılan işlemlere birer sebep bulunabilirken günümüzde yapılan talanlara ne demeli?

Bu batıklar sadece birer metal yığını değil.

Bu batıklar saygı gösterilmesi gereken kutsal birer mezar değil mi aynı zamanda?

Düşman şehitlerine gösterdiğimiz saygıyı neden o gemilere de gösteremedik.

Kaldı ki kendi değerlerimize , kendi savaş gazisi gemilerimize ne kadar saygı ve özen gösterdiğimiz de ortada.

Yoksa  “uzak diyarlardan gelip bu topraklar üzerinde kanlarını döken kahramanlar”ı getiren bu gemiler  hala “bizim evlatlarımız” olmayı haketmiyorlar mı ?

Fotoğraflar : Engin AYGÜN

Yorumlar

yorumlar

Hakkında Sıtkı Ergun

Doğa tutkunu

İlginizi Çekebilir

Alsace Bölgesi

Korona virüsünün dünyayı işgal etmeden önceki son gezim olan Fransa’nın Alsace Bölgesi’nde kayıt ettiğim yılbaşı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir