GAP Mezopotamya Turu – 2

Mezopotamya Turu’nun ikinci günü konakladığımız Şanlıurfa merkezden Harran’a doğru yola çıkıyoruz.

Durağımız Harran Kümbet Evleri. Yüksekliği içeriden 5 metreye kadar varan ve 30-40 tuğla dizisiyle örülerek inşa edilen bu evler, tarih boyunca gördükleri sıra dışı bakım sayesinde günümüze kadar varlıklarını sürdürebilmiş.

1979 yılında arkeolojik ve kentsel sit alanı olarak tescil edilen Harran Kümbet Evleri, bölgenin zengin kültürel mirasını yansıtıyor. Bu evlerin dış yüzeyi balçıkla sıvanmış, iç kısımları ise yumurta akı, toprak, saman ve gül yağı karışımı ile kaplanmış. Bu benzersiz malzeme kullanımı, evlerin sıcaklığını yazın serin, kışın ise sıcak kılacak şekilde tasarlanmış.

Kümbet Evleri’nin mimarisi, sadece dış görünüşüyle değil, aynı zamanda içerideki detaylarla da dikkat çekiyor. Çok odalı bu evler, tek bir odasında bile yakılan sobanın tüm odaları ısıtacak bir sisteme sahip olmasıyla öne çıkıyor. Her biri birbirine bağlı olarak inşa edilen bu evler, aynı zamanda ev sahiplerinin birbirleriyle akraba olmalarını simgeliyor. Bu sosyal bağlar, evlerin sadece fiziksel bir yapı olmanın ötesinde, toplumsal bir birlikteliği temsil etmesine olanak tanıyor.

Harran Kümbet Evleri’nin ilginç görünümü, Türkiye, Suriye ve İtalya gibi sınırlı sayıda ülkede bulunan bir özellik taşıyor. Her bir kubbenin sayısı, evin maddi durumunu simgeliyor ve bu durum, o dönemin sosyal yapısını yansıtıyor.

Günün diğer ziyaret edilecek noktası herkesin merak ettiği son yıllarda büyük ses getiren Göbeklitepe. Göbeklitepe neden bu kadar önemli?

Göbeklitepe, tarihi ve arkeolojik zenginlikleriyle dünyanın dikkatini çeken bir hazine olarak öne çıkıyor. MÖ 9600–9500 civarına tarihlenen bu antik yapı, dünyanın bilinen en eski tarihi yapısı olma özelliği taşıyor. Bunu yanında dünyanın en eski megalitleri olan taş sütunlar ve büyük dairesel yapılarıyla da göz kamaştırıyor.

Göbeklitepe’nin önemi sadece antik bir yapı olmaktan öteye geçiyor. Mısır piramitlerinden 7 bin 500 yıl önce inşa edilmiş olması, bu benzersiz alanın insanlık tarihindeki yerini belirliyor. Yerleşik hayata geçişin ilk izlerini barındıran Göbeklitepe, arkeolojik kazılarda ortaya çıkan buğday izleri ile tarımın başlangıcına ışık tutuyor.

Neolitik topluluklar tarafından 11.500 ila 11.000 yıl önce inşa edilen bu yapı kompleksi, büyük dairesel taş yapılara ve anıtsal taş dikilitaşlara ev sahipliği yapmaktadır. Göbeklitepe’deki yaşam, avcılık ve toplayıcılıkla geçen bir dönemi yansıtıyor. Bu bilgiler, insanların tarım öncesi dönemde bu eşsiz mekanı nasıl kullanmış olabileceğine dair önemli ipuçları sunuyor.

Göbeklitepe, dinler tarihini de etkileyerek bilinen ilk ibadet merkezi olarak kabul edilmektedir. Bu antik alan, ziyaretçilere sadece tarihî bir yapı değil, aynı zamanda insanlık tarihindeki köklerimize bir yolculuk fırsatı sunuyor. Göbeklitepe, meraklılarına geçmişin sırlarını keşfetme ve eşsiz bir tarihi deneyim yaşama şansı veren muazzam bir arkeolojik miras. İnsan saatlerce orada kalıp havayı solumak, yapıları ayrıntılarıyla incelemek istiyor fakat daha gidecek başka adresler olduğu için bir sonraki durak olan Mardin’e doğru yola çıkıyoruz.

Mardin’de ilk olarak Mardin Ovası’nın hakim bir noktasında yükselen Deyrulzafaran Manastırı’nı ziyaret ediyoruz. Üç katlı bu manastır, MÖ Güneş Tapınağı ve Romalılar tarafından kullanılan bir kompleks üzerine inşa edilmiş olup, farklı zamanlarda yapılan eklentilerle günümüzdeki görkemli halini 18. yüzyılda almış.

Manastır, geçmişte Mor Şleymun Manastırı olarak bilinse de, Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılındaki büyük tadilatından sonra Mor Hananyo Manastırı olarak anılmıştır. Daha sonraları, çevresinde yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adını almıştır.

Manastırın kubbeleri, kemerli sütunları, ahşap el işlemeleri ve taş nakışları, mimari şaheseri gözler önüne sererken, uzun tarihinde Süryani Kilisesi’nin önemli dini eğitim merkezlerinden biri olmuştur. Matbaa tarihimizde de önemli bir rol oynamış olan bu manastır, bölgeye ilk matbaayı getiren 4. Petrus’un ikametgahı olmuştur.

Günümüzde, Deyrulzafaran Manastırı, Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte Mardin Metropoliti’nin ikametgahı olarak hizmet vermektedir.

Deyrulzafaran Manastırı ziyaretinden sonra Kasımiye Medresesi’ne geçiyoruz. İki teras üzerine iki katlı olarak inşa edilmiş bu medrese, aynı zamanda cami ve türbe ile birleşerek bir külliye olarak değerlendirilebilir. Artuklular tarafından başlatılan yapının tamamlanması ise 15. yüzyılda Akkoyunlular tarafından gerçekleştirilmiştir, bu sebeple medrese Sultan Kasım’ın adıyla anılmaktadır.

1469 yılına tarihlenen Kasımiye Medresesi, şehirdeki eğitim amacıyla yapılmış en büyük eserlerden biridir. Tek bir avlu etrafında düzenlenmiş olan medrese, iki katlı mekânlardan ve bağımsız bir mescitten oluşmaktadır. Plan özellikleri, taş işçiliği ve süsleme motifleri, Mardin’deki Artuklu Dönemi’nin son eserlerinden biri olmasına rağmen, zaman içinde taşıdığı estetik ve tarihi önemiyle öne çıkmaktadır.

Günün sonunda Mardin şehir merkezine geliyoruz. Fakat hava şartları merkezde dolaşmaya izin vermiyor. Yoğun sis ve yağmur eşliğinde cadde üzerinde bulunan Süryani çöreği, sabun, şarap ve hediyelik satan dükkanlara göz atıyoruz. Aklımda kalan sadece aşağıda ki fotoğrafta görülen taş evler ve dar sokaklar oluyor. Bu gece Mardin’de konaklıyoruz. Dört günlük turun yarısı sona eriyor.

” GAP Mezopotamya Turu ” yazısının ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Fotoğraflar : Kayıhan Badalıoğlu

Yorumlar

yorumlar

Hakkında Kayıhan Badalıoğlu

1973 yılında Ankara'da doğdum. TED Ankara Koleji'nden sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden mezun oldum. 1998 yılında "Management Trainee" olarak başladığım bankacılık kariyerime 2000-2003 yılları arasındaki özel sektör, yerel yönetimlerde finans ve dış ticaret görevlerinden sonra aralıksız olarak 2013 yılına kadar sürdürdüm. Profesyonel kariyerinin 12 yılını kapsayan bankacılık döneminde sektörde faaliyet gösteren çeşitli bankaların genel müdürlük, bireysel bankacılık, teftiş kurulu, iç kontrol başkanlığı ve farklı şubelerde ticari ve KOBi portföy yönetimi görevlerinde bulundum. 2014 yılı itibariyle orta ve küçük işletmelere finans, satış, pazarlama, iş geliştirme alanlarında danışmanlık hizmeti vermeye başladım. 2015 yılında Bilgi Üniversitesi Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programını tamamladım. Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren firmaların sosyal medya hesaplarının yönetimi, içerik geliştirilmesi, stratejik planlaması, hizmet ve markanın sosyal medyada gelişimine yönelik çalışmalar yapıyorum ve işletmelerin web sitelerinin yönetimi konusunda hizmet veriyorum. Lise yıllarında başlayan müzik faaliyetlerime amatör olarak devam ederken hobi olarak blog yazıları yazmak ve fotoğraf çekmek hayatıma mutluluk katıyor.

İlginizi Çekebilir

GAP Mezopotamya Turu – 1

Mezopotamya’nın zengin tarih ve kültürüne tanıklık ettiğim kısa ama yoğun bir tur deneyimimden hafızamda kalanları, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir