Denge

Kirpilerin güzel bir hikayesi ile anlatmak istiyorum, aslında hayatımız anahtarı olan DENGE yi, şöyleki;

Soğuk kış günlerinden birinde, hayvanlar ölmeye başlıyor. Kirpiler durumu anlıyor ve grup olarak kendilerini sıcak tutmaya karar veriyorlar. Bu şekilde kendilerini koruyorlar, ama dikenleri de birbirlerine batıyor. Bir süre sonra, canları yandığı için birbirlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar, bu seferde donarak ölmeye başlıyorlar.

Sonra birden seçim yapmak zorunda kalıyorlar, ya yoldaşlarının dikenlerini kabul edecekler ya da yok olacaklar. Onlar biraraya gelmeyi seçiyorlar. Birbirlerinden gelen sıcaklığı alabilmek için bu yakın yoldaşlıktaki yaralarla birlikte yaşamayı öğreniyorlar. Böylelikle hayatta kalabiliyorlar.

Bu hikayenin özü ise şöyle özetlenmiş; en iyi ilişki mükemmel insanları bir araya getiren ilişki değil, fakat her bireye diğerlerinin kusurlarıyla yaşamayı ve diğerinin niteliklerini takdir etmeyi öğreten ilişkidir.

Bu hikayeyi ilk dinlediğimde Mevlana’nın hep şu sözü aklıma gelir; insanlarla ilişkilerin ateşle ilişkin gibi olsun, çok yaklaşma yanarsın, çok uzaklaşma donarsın.  DENGE de kal.

Dalgalara karşı çok sert durma kırılırsın, çok yumuşak durma dağılırsın. DENGE ‘de kal.

Kediler denge de kalma durumunu iyi bilirler, incecik bir çıtanın üzerinden sakince yürüyüp geçerler. Çünkü bilirler ki her şey olması gerektiği gibidir. Her şeyi çok çabuk kabul edip, olması gerekeni yaparlar. Olmuş bir olayın arkasından takılıp kalıp ah vah edip şaşırmaz kedi, kaçması gerekiyorsa anında toz olur, atlaması gerekiyorsa atlar, kalması gerekiyorsa kalır.

Neden hep taraf olmak zorundayız ki? Oysa anahtarımız DENGE değil miydi?

Her şey Siyah-Beyaz mı? Akılcı mı olmalıyız duygusal mı? Daha çocukken taraf belirlemeye meyil ettiriliriz, anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı? Çocukken şaşırıp bakarız saf yüreklerimizle ve ikisini de diye bir cevap şıkkı kabul görmez pek. Yaş biraz ilerler sağcı mısın solcu mu? Hadi bakalım Beşiktaşlı mısın? Fenerli misin? E iyi peki böyle uzlaşma kültürü yerine taraftarlık kültünü benimser gezeriz.

Raffaello’nun Meşhur “Atina Okulu” tablosu vardır.  İlk baktığımda çok da bir şey anlamasam da tablo hakkında bilgi sahibi olduktan sonra büyülendim. Tablodaki  kişilerin neredeyse tamamına yakını filozof. En ortada Platon ve Aristo var. Platon yukarısını göstererek manevi  dünyamızı  işaret ederken, Aristo yeri gösteriyor.  Bu işaret onun realist görüşünü simgeliyor. Filozofların bir kısmı maneviyatı anlatırken diğerleri yerküreyi tasvir ediyor. İkisi aynı anda bir dengeyi betimliyorlar. Aslında ne tek başına maneviyat, ne de tek başına maddiyat yeterli.

Bu da tekrar DENGE ‘ye getirir bizi.

Hakkında Gonca Borca

Edebiyata ve sanata meraklı, gezmeyi, görmeyi, okumayı, seyahat etmeyi, yazmayı ve bunları paylaşmayı seven araştırmacı bir dünya vatandaşı.

İlginizi Çekebilir

Ben Neyzen Tevfik

Gerçek adı Tevfik Kolaylı ama herkesin bildiği adı Neyzen Tevfik, neyzen ve şair. Hazır cevaplılığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir