Medya tarafından oluşturulan popüler kültürün şekillendirdiği hızlı ve tanımlanmış yaşam stilleri, öğretilen tüketim biçimleri ve baş döndürücü, engellenemez, geri döndürülemez biçimde, farkında bile olmadan kaybettiğimiz “ruhlar”. Bozcaada’nın sunduklarını dar bir sokakta, baskın yağ ve balık kokusuna karışan parfüm kokuları ile birlikte yüksek seste söylenen öğretilmiş şarkılar eşliğinde yudumlanan standart içkilere sıkıştırmak Bozcaada’ya yapılan bir haksızlık. En büyük haksızlık ise o sokakta sıkışan, büyükler rahat “tüketmeleri öğretileni tüketebilmeleri” için iğreti bir koltukta, ellerinde cep telefonu ile oturan çocuklara yapılıyor.
HADİ ÇANTALARINIZI HAZIRLAYIN!
İşte tam bu noktada Bozcaada bize emsalsiz bir olanak sağlıyor; çocuklarımız ile tekrar bir bağ kurmak, onları gerçek anlamda tanıyabilmek ve kutular içine hapis olmuş yaşamlarımızdan kaçabilmek….
İki kızım var 7 ve 12 yaşında; büyük kızım sporcu kimliği, maceracı doğası ile güçlü bir erkek çocuk profili çizerken; küçük olan, tarzı ve fiziksel yapısı ile narin, korunmayı isteyen ve sevgi arsızı bir kedi yapısında.
İki hafta önce akşam günbatımı sonrası televizyon içine hapis olmuş çocuklarıma bir sırt çantası hazırlamalarını; kafa lambaları, su ve serin olması halinde üstlerine giyebilecekleri bir çanta hazırlamalarını istedim. Yürüyüşe gidiyoruz dedim. Merak, korku, endişe ile karışmış heyecan ile beraber hemen hazırlandılar ve aracımıza atlayarak, Bozcaada’nın bakirliği yüzünden en sevdiğim koylarında olan, Çayır’a gittik. Uzaktan gelen yol ışıkları ve az bir ay ışığı araçtan inince bize oyun oynamaya başladı. Evin ve şehrin gürültüsünün bastırdığı tüm sesler; böceklerin vızıltısı, köpeklerin havlamaları, uzaktan gelen balıkçı teknesinin sesi, rüzgarın arkadaki bağlardaki hışırtısı. Tahmin edeceğiniz gibi iki ufaklık içinde bilmedikleri bir ortamın; karanlığın, insanlar ve medeniyetten uzak kalmanın getirdiği çekimserlik ve korku hayal güçlerini tetikledi.

KISA GEZİLERİ SONRASI BÜYÜK TECRÜBE
Çocukları ile güzel bir iletişimi olan, onları çok iyi tanıdığına inanan bir baba olarak bu özel deneyimde bir şok beni bekliyordu; çocuklarım bu koşullar altında bambaşka bir tepki üretti. Büyük kızım kontrol edemediği, kendisini paralize eden bir korkunun esiri olurken, arabandan nasıl indireceğim diye düşündüğüm minik kızım korkuyu kontrol edebilmek için sürekli değişik yollar deniyor, hatta ablasına korkularını yönetebilme, onlardan kurtarabilmek için destek oluyordu. Ona “kötü, korkunç şeyler düşünme, olumlu, güzel şeyler düşün. Mesela pony düşün” diyerek yardımcı olmaya çalışıyordu.
Ben de tanıdığımı zannettiğim çocuklarımı tanımak ve büyük kızımın korkularını yönetebilmesi ve yıkıcı döngü yaratan, olumsuz düşünce yapısından çıkması için konuşuyordum. Planlanan yürüyüşümüz arabanın 40-50 metre ötesini geçememesine rağmen yaklaşık 1 saat boyunca kızlarım ile tamamen yalnız kalabilmiştim. Onlara bazı şeyleri öğretebilme planı ile gerçekleştirdiğimiz bu küçük deneme, aslında bana çok şey öğretmişti.
Eve geldiğimizde kısa bir post-mortem yaparak, o bir saati, üç dilimde neler hissettiğimizi, bu hisleri nasıl değiştirebildiğimizi, bu denemenin aslında yaşam boyunca değişik koşullar içinde olsa, benzer duygular ile tekrar karşılaştığımızda, o geceyi hatırlayarak kendi bilincimizi nasıl yönetebileceğimiz konusunda çok özellikli bir tecrübe olduğuna karar verdik.
Aslında bu şansı bize yıllardır sunan Bozcaada’ya bir kez daha aşk ile bağlanmayı başardık. Bozcaada’yı bir tüketim toplumunun tanımladığı tatil mekanı ve tecrübesi haricinde yaşayabilmeniz dileği ile sevgiler.
Burak İkizler

*Yazı, Mendirek Dergisi’nin Ekim-Kasım’18 sayısında yayınlanmıştır.
Mendirek Dergisi, Bozcaada’ya dair kültür, sanat, tarih, hatıra, geçmiş ve günümüze dair arşiv oluşturmak amacıyla 1 Temmuz 2014 tarihinde yayın hayatına başlamıştır.
Ayrıca Bozcaada izlenimlerim ile ilgili yazım için ;
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu