Orta Asya’nın en köklü şehirlerinden biri olan Buhara, Özbekistan’da yer alıyor. Yaklaşık 2500 yıllık tarihiyle, İpek Yolu üzerinde önemli bir durak olmuş. Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan birçok tarihi yapıyı barındıran şehir, aynı zamanda geleneksel çarşıları ve zengin kültürel dokusuyla da öne çıkıyor. Bu yazımda, Buhara gezimde yaşadığım deneyimleri, izlenimlerimi ve şehri ziyaret etmek isteyenler için bazı faydalı ipuçlarını paylaşacağım. Yazının odağı, şehir merkezindeki yapılarla sınırlı; merkez dışına yalnızca Bahouddin Nakşibend Külliyesi’ni görmek için çıktım. Ancak merkeze yakın mesafede yer alan Sitorai Mohi, Hosa Yazlık Sarayı ve Chor Bakr Nekropolü gibi tarihi alanlar da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.
Buhara ile tanışmak istiyorsanız bu yazı size ilk adımı atmanızda yardımcı olabilir. Tarihi yapılardan yerel kültüre kadar temel rehber niteliğindeki notlarımın, seyahat planlarınıza ışık tutmasını umuyorum. Keyifli bir yolculuk diliyorum!
Varış ve Ulaşım: Havaalanından Şehir Merkezine İlk Adımlar
Buhara Havalimanı’na sabah erken saatlerde indim ve ilk sürpriz beni karşıladı: Havaalanında toplu taşıma aracı göremedim. Şehir merkezine ulaşımın tek yolu taksiydi.
- Taksi Gerçeği: Yandex Taxi uygulaması genellikle uygun fiyatlı (2-3 USD civarı) bir seçenek sunsa da, her zaman SIM kartınızla stabil çalışmayabilir. Alternatif olarak taksicilerle pazarlık yapmak şart. Aksi halde, kısa mesafeler için 5 USD gibi beklemediğiniz ücretlerle karşılaşabilirsiniz. Ne kadar ödeyeceğinizi binmeden netleştirin!
Konaklama Deneyimi: Rezervasyon Tuzakları ve Yerel Tatlar
Booking.com üzerinden yaptığım otel rezervasyonu, otele vardığımda sistemde iptal edilmiş görünüyordu! Neyse ki otel yönetimi beni yakındaki başka bir işletmeye yönlendirdi.
- Önemli Uyarı: Bu tür rezervasyon aksaklıkları Buhara’daki bazı küçük otellerde yaşanabiliyormuş. Seyahatinizden önce otelinizle doğrudan iletişime geçerek veya Booking.com yorumlarını dikkatlice okuyarak teyit etmeniz faydalı olacaktır.
- Kaldığım 3 yıldızlı aile işletmesi temiz odaları ve yardımsever personeliyle genel olarak iyiydi. Ancak bazı detaylar dikkat çekiciydi:
- Maalesef tuvaletlerde taharet musluğu bulunmuyor.
- Kahvaltılar genellikle Türk damak tadına biraz yabancı (örn: tuzsuz peynirler, tatlı olmayan kiraz gibi).
- Mutlaka Deneyin: Buna karşılık, şehrin fırınlarından çıkan taze ekmekler kesinlikle muhteşem! Kahvaltıyı dışarıda bu lezzetlerle tamamlamak harika bir fikir.
Buhara Halkı ve Türkiye Sevgisi
Buhara halkı inanılmaz derecede sıcakkanlı ve yardımsever. Türk olduğunuzu öğrenince hemen sohbet başlıyor, yüzlerinde samimi bir gülümseme beliriyor.
Çeşitli ortamlarda konuştuğum Özbekler Türkiye’ye karşı büyük sempati duyuyorlar. Türkiye’ de çalışmış veya çalışan, eğitim gören yakınları var. Türkiye’ye gelmiş veya gelme planı yapanlar da oldukça fazla.
Buhara’da İngilizce çok yaygın değil, halkın büyük çoğunluğu genellikle Rusça konuşuyor; ancak Türk olduğunuzu duyduklarında samimi bir gülümseme beliriyor, zira birçok kişi Türkçeyi severek izledikleri Türk dizilerinden öğrenmiş.
Kurtlar Vadisi, Çukur ve İçerde gibi diziler burada oldukça popüler. Hatta otelde televizyon kanallarını gezerken, Emre Altuğ ve Çetin Tekindor’un rol aldığı “Yalı Çapkını” dizisine denk geldim. İlginçtir ki, konuştuğum birçok Özbek erkeği Polat Alemdar hayranıydı.
Tarihi Şehrin Dokusu: Labirent Sokaklar ve Hareketli Hayat
Buhara’nın tarihi merkezi, daracık, kıvrımlı sokaklardan oluşan bir labirent gibi. İçeride trafik olsa da yollar küçük ve genellikle yürümesi keyifli (ve mecburi!).
- Hazırlıklı Olun: Mutlaka rahat yürüyüş ayakkabılarınız yanınızda olsun. Şehrin içinde hala inşaat ve yenileme çalışmaları devam ediyor.
- Dikkatli Adımlar: Sürücüler oldukça cesaretli ve hızlı araç kullanıyorlar; bu nedenle karşıdan karşıya geçerken ekstra dikkatli olmakta fayda var. Ancak olması gerektiği gibi bir yaya gördüklerinde çoğu zaman durup yol veriyorlar. Bu durum, trafiğin kaotik görünümüne rağmen yaya bilincinin hala var olduğunu gösteriyor.
Buhara’da Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler ve Tarihi Hazineler
Buhara, adım başı tarihe ve mimariye doyacağınız bir şehir. İşte listenizin başında olması gerekenler:
Poi Kalyan Kompleksi
Buhara’nın eski şehir merkezinde, göğe uzanan bir sessizlik ve ihtişamla yükselir Poi Kalyan Kompleksi. Şehrin siluetini oluşturan bu büyüleyici üçlü; Kalyan Camii, Kalyan Minaresi ve Mir-i Arab Medresesi’nden oluşur.
Kalyan Minaresi
1127 yılında Karahanlı hükümdarı Arslan Han tarafından yaptırılan ve mimar Bako Usta tarafından tasarlanan Kalyan Minaresi, yalnızca bir ezan kulesi değil; aynı zamanda şehrin belleği, tarihi hafızasıdır. 45.6 metre yüksekliğiyle (tepesiyle birlikte 48 metre), sadece mimari bir harika değil, aynı zamanda bir semboldür. Cengiz Han’ın Buhara’yı yerle bir ettiği sırada bu minareye zarar vermemesi, onun büyüsünü anlamak için yeterlidir.
Yapı, yukarıya doğru daralan bir silindirik gövdeden oluşur. Sarmal merdivenlerle tepesine çıkılan kulede, hem yatay hem çapraz dizilmiş tuğlalarla oluşturulan geometrik desenler göz kamaştırır. Mavi çinili yazıt kuşağı, minareye zarif bir taç gibi oturur.

Efsaneler ve Gerçekler: Rivayete göre, Bako Usta minarenin temeline kaymaktaşı ve deve sütü karıştırarak sağlamlaştırdı. Ardından iki yıl ortadan kayboldu. Temelin oturduğuna emin olduğunda geri döndü ve yapıyı tamamladı. Vasiyetinde, eğer bir gün minare yıkılacak olursa, mezarının başına düşmesini istediğini söylemiştir. Gerçekten de mezarı, minareye 45 metre mesafede yer alır.
Minare, asırlar boyunca ezan okuma, kararname duyurusu ve hatta gözetleme amacıyla kullanıldı. Ancak en karanlık işlevi, “Ölüm Kulesi” olarak anıldığı dönemdi; suçlular buradan aşağıya atılarak idam edilirdi. Bu uygulamanın 20. yüzyılın başlarına kadar sürdüğü biliniyor. 1938’de şehre gizlice gelen Fitzroy Maclean, minaredeki bu korkunç geçmişe dair notlarını Doğu Yaklaşımları adlı eserinde şöyle aktarır:
“Yüzyıllar boyunca, özellikle 1870 öncesinde ve 1917-1920 yılları arasında, adamlar, onu taçlandıran incelikli galeriden ölüme gönderilirdi.”
Gezi İpucu
Gün batımında minarenin aldığı altın ve kızıl tonlar, onu yalnızca bir yapı değil, adeta yaşayan bir efsaneye dönüştürür. Altın saat fotoğrafçılığı için en uygun yerdir.
Kalyan Camii
Orta Asya’nın en büyük camilerinden biri olan Kalyan Camii, Buhara’nın tarihi ve ruhani kalbinde, Kalon Minare ile birlikte görkemli bir şekilde yükselir. 12. yüzyılda Karahanlı Hükümdarı Arslan Han tarafından inşa edilen bu muazzam yapı, Moğol istilasında yıkılsa da 1514 yılında Şeybani Han döneminde yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır
Caminin adı “büyük” anlamına gelen Farsça “Kalyan” kelimesinden gelir ve adının hakkını verircesine 130×80 metre gibi devasa bir alana yayılmıştır. Aynı anda 10 binden fazla kişiyi ağırlayabilecek kapasitededir. Geniş avlusu, dört eyvanı ve 288 zarif sütun üzerine oturan kubbeli revakları ile klasik İslam mimarisinin Timurlu etkilerini taşır.
Kalyan Camii’nin karşısında yer alan Mir-i Arab Medresesi ile birlikte oluşturduğu mimari bütünlük, sadece Buhara’nın değil, tüm Orta Asya’nın en etkileyici İslamî komplekslerinden biridir. Caminin ana ibadet alanındaki merkezi kubbesi ve duvarlardaki turkuaz çiniler göz alıcı detaylarla süslenmiştir.

Mir-i Arab Medresesi
Kompleksin üçüncü yapısı olan Mir-i Arab Medresesi, 16. yüzyıldan bu yana eğitime devam eden sayılı yapılardan biridir. Ziyaretçilere kapalı olan yapı, buna rağmen dış cephesindeki zarif taş işçiliği ve turkuaz çinileriyle etkileyici bir görünüm sergiliyor.

Ark Kalesi
Buhara şehrinin kuzeybatısında yer alan Ark Kalesi, Buhara’nın en eski yapılarından biridir. Yüzyıllar boyunca bir kale, askeri garnizon ve Buhara Emirliği’nin yönetim merkezi olarak kullanılmıştır.
Ark Kalesi’nin ilk temellerinin MS 5. yüzyıla kadar uzandığı düşünülmektedir. Arkeolojik kazılar, kalenin altındaki toprakta 20 metreyi aşan derinlikte, çok daha eski dönemlere ait yerleşim katmanlarının varlığını göstermiştir. Kale, farklı hükümdarlıklar dönemlerinde birçok kez yıkılmış, yeniden inşa edilmiş ve genişletilmiştir. Özellikle 16. yüzyılda Şeybanîler döneminde önemli onarımlar ve eklemeler yapılmıştır.
Kale ile ilgili popüler bir efsaneye göre, yapının sınırları Fars mitolojisinden kahraman Siyavuş tarafından bir boğa derisi şeritleriyle çizilmiştir.
Yaklaşık 4 hektarlık bir alana yayılan Ark Kalesi, 20 metreye varan yüksek surlarla çevrilidir. Anıtsal giriş kapısı, kalenin dışa açılan tek noktasıdır ve heybetli kulelerle güçlendirilmiştir. Kale içi, bir zamanlar küçük bir şehir gibiydi ve birçok yapıyı barındırıyordu:
- Emirin taht salonu (1669 tarihli mermer taht odası dahil)
- Resmi kabul salonları
- Camiler
- Hazine dairesi
- Cezaevleri (zindanlar)
- Emir haremi
- Mahkeme binası
- Kütüphaneler ve atölyeler
Kale, Buhara Emirliği’nin tüm idari, siyasi, askeri ve dini işlevlerinin yürütüldüğü yerdi.
Önemli Tarihi Olaylar
- 1220: Cengiz Han komutasındaki Moğol orduları Buhara’yı işgal ettiğinde Ark Kalesi büyük hasar gördü.
- 1920: Sovyet Kızıl Ordu’nun Buhara’yı işgali sırasında kale ağır bombardımana tutuldu. Bu saldırı, Buhara Emirliği’nin sonunu getirdi ve son Emir Alim Han kaleden kaçtı.
Kültürel ve Bilimsel Bağlantılar
Ark Kalesi ve çevresi, Buhara’nın zengin kültürel geçmişinde önemli bir rol oynamıştır. Yakınında bulunan kütüphaneler, İbn-i Sina’nın gençliğinde eğitim aldığı ve çalıştığı dönemin önemli bilgi merkezlerindendi. Kale içinde ayrıca 17. yüzyılda müzik törenleri düzenlendiği ve Özbek klasik müziği Makom geleneğiyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Kale yakınındaki Ul’dukhtaron Camii ise “40 Bakire Kız” efsanesiyle anılır.
Ark Kalesi, Buhara’nın tarihi merkezinin bir parçası olarak 1993 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmiştir. Kale altında gizli tünellerin olduğuna dair yerel anlatılar da bulunmaktadır, ancak bunlar teyit edilmiş tarihi bilgiler değildir.
Ziyaret Bilgileri
Ark Kalesi, Buhara’nın tarihi merkezinin kuzeybatısında bulunur ve yürüyerek kolayca ulaşılabilir. Günümüzde kalenin bazı bölümleri müze olarak ziyarete açıktır. Ziyaretçiler, zindanlar, restore edilmiş taht salonu ve çeşitli tarihi eserlerin sergilendiği müze alanlarını gezebilirler. Giriş ücretlidir (yaklaşık 30.000 Özbek Somu veya 2.5-3 USD civarıdır, güncel kura göre kontrol edilmelidir).
Ark Kalesi, Buhara’nın köklü tarihini ve bir zamanlar Orta Asya’nın önemli güç merkezlerinden biri oluşunu yansıtan tarihi bir yapıdır.

Bolo Hauz Camii
Buhara’nın en bilinen yapılarından Ark Kalesi’nin hemen karşısında yer alan Bolo Hauz Camii, şehrin önemli tarihi ibadet yerlerinden biridir. Cami, 1712 yılında inşa edilmiştir ve Buhara Emirliği döneminin sonlarına ait önemli mimari örneklerden biri olarak görülür.
Cami, önünde bulunan büyük havuz nedeniyle “Bolo Hauz” (Havuz Yanı/Üstü anlamlarına gelir) olarak adlandırılmıştır. Buhara gibi sıcak ve kurak bölgelerde havuzlar eskiden hem su kaynağı hem de sosyal hayatın merkeziydi, ancak salgın hastalıklar nedeniyle çoğu zamanla kapatılmıştır. Bolo Hauz havuzu günümüze ulaşanlardandır ve caminin önünde estetik bir öğe olarak durur.
Havuzun sakin sularında caminin önündeki ahşap sütunların yansıması, yapıya eşsiz bir görünüm kazandırır. Bu yansıma nedeniyle halk arasında camiye bazen “Kırk Sütunlu Cami” de denir; gerçekteki 20 sütun, sudaki 20 yansımasıyla birleşerek bu ismi ortaya çıkarmıştır.
Bolo Hauz Camii, Buhara Emirliği döneminde cuma namazlarının kılındığı ana camiydi. Emirler, cuma günleri gelip bu camide halkla birlikte namaz kılardı. Bu durum, hem emirin halk nezdindeki yerini pekiştiren sembolik bir eylem olarak görülmüş, hem de dönemin yönetim geleneğinin bir parçası olmuştur.

Mimari Yapısı
Caminin yapısı iki ana bölümden oluşur:
- İç Bölüm: Daha eski ve kalın tuğla duvarlı olan bu kısım, özellikle kış aylarında ibadet için daha uygun olacak şekilde tasarlanmıştır.
- Ahşap Eyvan (Revak): Caminin önüne sonradan eklenen, yirmi adet ince ve zarif ahşap sütunla desteklenen üstü kapalı açık alandır. Bu eyvan yaz aylarında hem gölge sağlar hem de hava akışıyla serinlik verir. Eyvanın sütunları ve tavanı, Nurata gibi bölgelerden gelen ustaların elinden çıkmış ustalıklı oyma ve süslemelerle bezenmiştir. Bu ahşap işçiliği, Buhara sanatının güzel bir örneğidir.
Bolo Hauz Camii bugün hala aktif bir ibadet yeridir. Ziyaretçiler caminin dışını ve avlusunu gezebilir, sakin atmosferini deneyimleyebilirler. İbadet alanına girerken uygun kıyafet kurallarına (omuzların ve dizlerin kapalı olması, kadınların başörtüsü takması) dikkat etmek önemlidir.

Samanîler Türbesi
Orta Asya İslam mimarisinin günümüze ulaşan en eski ve en etkileyici örneklerinden biri. 9. yüzyıl sonu – 10. yüzyıl başlarında tamamen pişmiş tuğladan inşa edilmiş, eşsiz tuğla işçiliğiyle adeta dantel gibi örülmüş bu yapı, mimari tutkunları için kaçırılmaması gereken bir şaheserdir.
- Konum: Samanî Parkı’nın içinde, merkeze yürüme mesafesinde.
Chashma Ayub Türbesi
Rivayete göre Hazreti Eyüp’ün asasını yere vurarak su çıkardığına inanılan kutsal mekan. İçerisinde küçük bir su müzesi de bulunmaktadır.
- Konum: Samanî Türbesi’ne yakın.
Lyabi Hauz Kompleksi
Buhara’nın eski şehir merkezinde yer alan Lyabi Hauz Kompleksi, yüzyıllardır şehrin sosyal yaşamının merkezi olmuştur. Adı Farsça’da “havuz kenarı” anlamına gelir ve gerçekten de kompleksin kalbinde, geniş bir havuz (hauz) bulunur.
Orta Asya şehirleri için havuzlar eskiden hayat kaynağıydı. İçme suyu sağlıyor, serinlik veriyor ve insanların bir araya geldiği noktalar oluyordu. Ancak hijyen sorunları nedeniyle zamanla birçok havuz doldurulmuştur. Lyabi Hauz, Buhara’da günümüze sağlam ulaşmış en büyük ve en önemlilerinden biridir. Etrafındaki gölgeli ağaçlar ve çay bahçeleri, özellikle sıcak yaz aylarında hoş bir mola noktası sunar.
Lyabi Hauz’un çevresi, genellikle 16. ve 17. yüzyıllarda inşa edilmiş önemli tarihi yapılarla çevrilidir:
- Kukeldash Medresesi: Havuzun kuzeyinde yer alır ve 1568-1569 yıllarında, dönemin etkili vezirlerinden ve Buhara Hanı Abdullah Han II’nin süt kardeşi (kükeldash) tarafından yaptırılmıştır. Orta Asya’nın en büyük medreselerinden biri olarak kabul edilir ve kompleksin en eski yapısıdır.
- Nodir Devonbegi Medresesi: Havuzun doğu kenarında bulunur ve 1622 yılında Buhara Hanı İmam Kuli Han’ın veziri Nodir Devonbegi tarafından inşa edilmiştir. İlginç bir hikayesi vardır: Başlangıçta bir kervansaray olarak yapılması planlanmıştı, ancak Han’ın önerisiyle medreseye dönüştürüldü. Yapının ön cephesindeki (eyvan) renkli mozaiklerde yer alan mitolojik kuşlar (Simurg) ve ceylanlar, Orta Asya İslam mimarisinde oldukça nadir görülen hayvan tasvirleridir. Bu özelliğiyle dikkat çeker.
- Nodir Devonbegi Hanakası: Havuzun batı kenarında, Medrese’nin karşısında yer alır ve yine vezir Nodir Devonbegi tarafından 1620 yılında yaptırılmıştır. Hanaka, özellikle Sufi dervişlerin toplanıp dini törenler ve zikir yaptıkları bir yer olarak kullanılmıştır. Zarif kubbesi ve sade süslemeleriyle huzurlu bir atmosfere sahiptir.

Tarih boyunca Lyabi Hauz, Buhara’nın ticaret yolları üzerinde bir mola noktası olmanın yanı sıra, halkın buluştuğu, haberlerin yayıldığı, işlerin konuşulduğu, şairlerin şiir okuduğu ve müzisyenlerin çaldığı canlı bir merkezdi. İnsanlar burada serinler, çay içer ve şehrin koşturmacasından bir süreliğine uzaklaşırlardı.
Bugün de Lyabi Hauz bu sosyal işlevini sürdürmektedir. Havuz kenarındaki çay bahçeleri ve restoranlar dolup taşar. Turistler ve yerel halk, ağaçların gölgesinde oturup sohbet eder, bir fincan yeşil çay eşliğinde rahatlar. Akşamları, özellikle gün batımından sonra, yapılar ışıklandığında Lyabi Hauz çok daha büyülü bir atmosfere bürünür.
Buhara’yı ziyaret ediyorsanız, Lyabi Hauz’a mutlaka uğrayın. Özellikle akşamüzeri veya gün batımında gelin, tarihi yapıların gölgesinde oturun, bir çay söyleyin ve yüzlerce yıldır olduğu gibi buranın sakin ve samimi atmosferini içinize çekin. Buhara’nın yaşayan tarihini en güzel hissedebileceğiniz yerlerden biridir.
Nadir Devonbegi Medresesi
Buhara’nın kalbindeki Lyabi Hauz meydanının doğu tarafında yer alan Nadir Devonbegi Medresesi, 17. yüzyılın başlarında, 1622 yılında inşa edilmiştir. Yapının banisi, dönemin önemli devlet adamlarından ve Emir İmamkuli Han’ın kayınbiraderi olan vezir Nadir Devonbegi’dir.
İlginçtir ki bu yapı ilk başta medrese olarak değil, bir kervansaray olarak planlanmıştır. Ancak inşa tamamlandığında Emir’in emriyle yapının fonksiyonu değiştirilmiş ve dini eğitim verilen bir medreseye dönüştürülmüştür. Bu durum, o dönemde siyasi otoritenin dini kurumlar üzerindeki etkisini de gösteren anlamlı bir örnektir.
Nadir Devonbegi Medresesi’ni diğer klasik medreselerden ayıran en çarpıcı özelliği, ana giriş eyvanındaki süslemelerdir. İslami mimaride alışık olunmayan şekilde, burada Simurg kuşları, geyikler ve güneş yüzü gibi doğa ve mitoloji temalı figürler mozaik olarak işlenmiştir. Bu figürlerin varlığı, Orta Asya’daki eski inanç sistemleri ile İslam sanatının iç içe geçtiğini gösteren nadide örneklerdendir. Özellikle çift başlı Simurg kuşları, bilgeliği ve koruyucu gücü simgeler.
Zaman içinde eğitim fonksiyonu azalsa da, yapı halen kültürel bir merkez olarak ayakta durmaktadır. Günümüzde çeşitli el sanatları sergileri, el işi ürün satışları ve sanatsal etkinlikler için kullanılmaktadır.

Hoca Nasreddin Heykeli
Lyabi Hauz meydanının hemen kenarında yer alan ve Buhara’nın neşeli ruhunu yansıtan bir diğer dikkat çekici unsur da Hoca Nasreddin Heykeli’dir. Eşeğine her zamanki gibi ters binmiş şekilde tasvir edilen Hoca, yüzünde bilgece bir tebessümle ziyaretçileri karşılar.
Nasreddin Hoca, sadece Türkiye’de değil; İran, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve hatta Çin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada mizahı ve halk bilgeliğiyle tanınır. Buhara’daki bu heykel, onun bu topraklardaki ortak kültürel mirasın bir simgesi olduğunu hatırlatır. 1979 yılında Özbek heykeltıraş Yaakov Shapiro tarafından yapılmıştır.
Bugün hem yerli halkın hem de turistlerin ilgiyle ziyaret ettiği bu nokta, Lyabi Hauz’un tarihi atmosferine renk ve gülümseme katmaktadır.

Magok-i-Attari Camii
Buhara’nın tarihi merkezinde, Lyab-i Hauz’un hemen yanında yer alan Magok-i Attari Camii, Orta Asya’nın en eski camilerinden biridir. 9. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar Zerdüşt tapınağı kalıntıları üzerine inşa edilen cami, Karahanlılar döneminde büyük ölçüde yenilenmiş ve 15. yüzyılda restore edilmiştir. Yaklaşık 4,5 metre toprak altında bulunan yapı, ismini bu özelliğinden alır. Güney cephesi zengin süslemelere sahip olup, kesme ve oyma tuğlalar ile çiçek motifli pişmiş toprak karolarla bezenmiştir. Tarih boyunca Müslümanlar ve Yahudilerin ibadet için paylaştığı bu cami, günümüzde halı müzesi olarak kullanılmaktadır.

Toki Çarşıları (Zargaron – Telpakfurushon – Sarrafon)
Buhara’nın tarihi merkezinde bulunan Toki çarşıları, İpek Yolu döneminden miras kalan önemli kapalı ticaret yapılarıdır. Farsça/Tacikçe’de “Toki” kelimesi “kubbe” anlamına gelir ve bu yapılar, şehrin işlek ticaret yollarının kesişim noktaları üzerine inşa edilmiş kubbeli pasajlardır.
Bu kubbeli çarşılar genellikle 16. yüzyılda, Buhara’nın bir ticaret merkezi olarak önem kazandığı dönemde yapılmıştır. Amaçları, belirli zanaatları ve ticaret kollarını tek bir yerde toplamak, ticareti düzenlemek ve denetlemekti.
Buhara’nın tarihi merkezinde üç ana Toki (kubbeli çarşı) bulunmaktadır:
- Toki Zargaron: Tarihsel olarak kuyumcuların ve mücevherat ticaretinin merkeziydi.
- Toki Telpakfurushon: Şapkacıların ve çeşitli başlıklar yapan zanaatkârların bulunduğu yerdi.
- Toki Sarrafon: Para değiştiricilerin ve finansal işlemlerin yapıldığı çarşıydı.

Günümüzde bu tarihi Toki alanları, Buhara’nın el sanatlarını sergileyen ve satan dükkanlara ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçiler buralarda halılar, seramikler, minyatür resimler, kumaşlar, ahşap oymalar, bıçaklar ve diğer geleneksel el yapımı ürünleri bulabilirler. Toki çarşıları, Buhara’nın zengin ticaret geçmişini somutlaştıran ve asırlar sonra bile ticari canlılığını sürdüren tarihi mekanlardır.
Burada Buhara halıcılığına ayrı bir paragraf ayırmak gerekiyor. Buhara halıcılığı Orta Asya’nın en köklü ve zarif el sanatlarından biridir. Şehirdeki halı dokuma geleneği, yüzyıllardır süregelen göçebe ve yerleşik kültürlerin etkisiyle şekillenmiştir. El tezgâhlarında yün, ipek veya pamuktan yapılan halılar; bitkisel kök boyalarla renklendirilir, geleneksel motiflerle süslenir. Buhara halılarında genellikle geometrik desenler, stilize çiçekler ve sembolik figürler kullanılır. Her motif, bir hikâyeyi ya da kültürel bir öğeyi temsil eder. Özellikle ipek halılar, ince işçilikleri ve parlak dokularıyla büyük rağbet görür. Bugün Buhara’da hâlâ birçok atölyede kadınlar bu geleneği yaşatmakta, halılar hem yerli halk hem de turistler için değerli birer el sanatı ürünü olmaya devam etmektedir.

Ayrıca Buhara’da el yapımı bıçakçılıkta, yüzyıllardır süregelen köklü bir zanaattır. Özellikle eski şehirdeki zanaatkâr çarşılarında ustaların ürettiği bıçaklar, hem işlevsel hem de sanatsal değeriyle dikkat çeker. Geleneksel yöntemlerle dövülen çelik bıçaklar, genellikle kemik, boynuz ya da abanoz ağacından yapılan saplarla tamamlanır. Sap kısımlarındaki kakma süslemeler ve kılıfların üzerindeki deri işçiliği, her bir bıçağı adeta bir sanat eserine dönüştürür. Bu bıçaklar, sadece mutfakta değil, aynı zamanda hediyelik eşya ve koleksiyon ürünü olarak da rağbet görür. Zanaat ustaları bu işi ustadan çırağa, kuşaktan kuşağa aktarmakta; böylece Buhara’nın geleneksel el sanatları yaşatılmaktadır.

Magok-i Attari Camii & Sinagog
Buhara’nın dini hoşgörüsünü yansıtan ilginç bir yapı. Günümüzdeki cami binasının altında, 9. ve 12. yüzyıllara ait sinagog ve hatta daha eski Zerdüşt tapınağı kalıntıları bulunmaktadır. Zeminin altındaki katmanları keşfetmek büyüleyici bir deneyim sunar.
- Konum: Lyabi Hauz’a çok yakın.
Uluğbek ve Abdulaziz Han Medreseleri
Aynı meydana bakan Uluğbek Medresesi ve Abdulaziz Han Medresesi yalnızca birer eğitim kurumu değil, aynı zamanda Buhara’nın kültürel evrimini temsil eder.
Uluğbek Medresesi (1417): Bilimin Sade Yüzü
Timurlu hükümdarı Uluğbek tarafından 1417 yılında yaptırılan bu medrese, Semerkant ve Gijduvan’daki medreselerle birlikte onun bilim mirasının simgesidir. Yapı, kare planlı bir avlu etrafına yerleştirilmiş iki katlı hücreleri, derslikleri ve küçük bir mescidi ile klasik Orta Asya medrese planını izler.
- Portalı sade ama zariftir: Kufi yazılar, yıldız motifleri ve geometrik desenlerle süslüdür.
- Üzerinde yer alan hadis: “İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”
- Mimarı: İsmail ibn Takhir ibn Mahmud Ispfargoni
- Mimari karakteri: Simetri, oran ve ölçülü süsleme

Abdulaziz Han Medresesi (1652): İhtişam ve Estetiğin Zirvesi
Uluğbek Medresesi’nin tam karşısında yükselen bu görkemli yapı, 1652 yılında Buhara Hanı Abdulaziz Han tarafından yaptırılmıştır. Sanat ve mimarinin zirveye ulaştığı bu yapı, Uluğbek Medresesi’ne kıyasla çok daha süslüdür.
- Portalı heybetli ve göz alıcıdır; mukarnaslar ve çok yüzeyli cephesiyle dikkat çeker.
- İç mekânlarda Çin ejderhası, Simurg (Anka kuşu), islimi desenler gibi zengin figüratif süslemeler vardır.
- Altın yaldızlar, duvar resimleri ve kabartmalı çiniler mimariyi sanat eserine dönüştürür.
- Ancak yapının bazı bölümleri yarım kalmıştır. Nedeniyse: siyasi bir darbe sonrası kaynakların kesilmesi.

Bir Meydanda İki Dünya: Tevazu ve İhtişam
Bu iki medrese, farklı çağların zihniyetini aynı karede buluşturur. Uluğbek Medresesi, bilginin ve sadeliğin; Abdulaziz Han Medresesi ise gücün ve sanatın ifadesidir. Buhara’yı ziyaret edenlerin bu iki yapıyı yan yana görmeden dönmemesi gerekir. Çünkü burada, taş duvarlarda bile tarih konuşur.
Ziyaret Tavsiyesi:
- Sabah saatlerinde ışık, Uluğbek Medresesi’nin detaylarını daha net ortaya çıkarır.
- Akşam üzeri ise Abdulaziz Han Medresesi’nin çinileri altın gibi parlar.
Chor Minor
Buhara’da, ana tarihi merkezden biraz uzakta, Lyabi Hauz kompleksinin yaklaşık 500 metre doğusunda bulunan Chor Minor (Farsça: “Dört Minare“), şehrin dikkat çekici yapılarından biridir.
Yapının Tarihi ve Özellikleri:
Chor Minor, 1807 yılında varlıklı Buharalı tüccar Halif Niyazkul tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı, Niyazkul’un kurduğu, bir göleti, konuk odaları ve muhtemelen bir kışlık cami veya mektebi içeren daha büyük bir kompleksin ana binasıdır. Günümüzde kompleksten en belirgin şekilde ayakta kalan kısım, dört minaresiyle tanınan bu merkezi yapıdır.
Yapı, dört köşesinde turkuaz renkte kubbeli birer minare bulunan kareye yakın bir ana bina (muhtemelen giriş kapısı veya avlu camii olarak kullanılıyordu) şeklindedir. Minarelerin her birinin süslemeleri farklıdır. Bazı mimari yorumlara göre, yapı üzerindeki kubbelerin şekli Hint mimarisindeki bazı unsurlardan etkilenmiş olabilir.
Popüler bir efsaneye göre, dört minare Sünni İslam’ın dört ana mezhebini (Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli) temsil etmektedir. Ancak uzmanlar bu yorumun yapının estetik tasarımıyla ilgili olduğunu belirtir.
Sovyet döneminde yapı bir süre depo olarak kullanılmış, 1990’larda restore edilerek bugünkü haline getirilmiştir.

Ziyaret Bilgileri:
- Konum: Lyabi Hauz’un doğusunda, Fuzuli Caddesi yakınındadır. Lyabi Hauz’dan yürüyerek yaklaşık 10 dakikada ulaşılabilir.
- Giriş: Yapının avlusuna genellikle girilebilir. Ana binanın içi bazen kapalı olabilir. Giriş için küçük bir ücret alınmaktadır (yaklaşık 0.5 USD civarı).
- Çevresi: Yakınında el sanatları satan dükkanlar ve yerel çay evleri bulunur.
Chor Minor, Buhara’nın daha büyük ve bilinen anıtlarına kıyasla daha küçük ölçekli olsa da, kendine özgü mimarisi ve tarihiyle şehrin ziyaret edilmesi gereken ilginç noktalarından biridir.
Buhara Merkez Çarşısı
Buhara’nın tarihi merkezinin biraz dışında yer alan Merkez Çarşı, şehrin kalbinin günlük ritmini attığı yerdir. Burası daha çok yerel halkın alışveriş yaptığı, taze ürünler ve temel ihtiyaç maddelerinin bulunduğu büyük bir pazardır. Sovyet döneminden kalma ismiyle “Kolhoz Pazarı” olarak da anılabilir, resmi adı ise genellikle “Buxoro Markaziy Bozori” şeklindedir.
Merkez Çarşı, tarihi şehir merkezinin hemen kuzeyinde veya kuzeydoğusunda bulunur. Çoğu tarihi yere yürüme mesafesinde olmasa da, kısa bir taksi yolculuğu veya yerel ulaşım ile kolayca ulaşılabilir.

Satılan Ürünler:
Tarihi Toki çarşılarının el sanatları ve turistik eşyalara odaklanmasının aksine, Merkez Çarşı öncelikle gıda ürünleri üzerine kuruludur. Burada bulabilecekleriniz:
- Taze Ürünler: Mevsimine göre envai çeşit meyve ve sebze.
- Kuru Yemiş ve Baharatlar: Bölgenin meşhur kurutulmuş meyveleri (kayısı, erik vb.), fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve yöresel baharatlar geniş tezgahları kaplar.
- Ekmek (Non): Özbekistan’ın farklı şekil ve lezzetlerdeki geleneksel ekmekleri olan “non” çeşitleri burada bolca bulunur.
- Süt Ürünleri: Yoğurt, peynir ve yerel “kaymak” gibi süt ürünleri.
- Et ve Diğer Gıdalar: Et ürünleri, tahıllar ve diğer temel gıda maddeleri de çarşıda yer alır.
- Diğer Ürünler: Gıda dışı olarak da giyim, ayakkabı, ev eşyası gibi günlük kullanım ürünleri bulmak mümkündür, ancak çarşının ana odağı gıdadır.

Merkez Çarşı oldukça hareketli, gürültülü ve otantik bir atmosfere sahiptir. Esnafın sesleri, taze ürünlerin kokuları ve yerel halkın telaşlı alışverişi burayı canlı kılar. Turistik bölgelere göre daha az cilalıdır ve gerçek Buhara yaşamına bir pencere açar.
Bu tür büyük, organize gıda pazarları, İpek Yolu’nun erken dönemlerindeki küçük, belirli zanaatlara adanmış Toki çarşıları kadar eski değildir. Şehirlerin büyümesi ve gıda tedarikinin modernleşmesiyle ortaya çıkmışlardır. Günümüzde ise çiftçilerin ve yerel satıcıların ürünlerini doğrudan halka sunduğu birincil noktadır.
Merkez Çarşıyı ziyaret etmek, Buhara’nın sadece tarihi yapılarını değil, aynı zamanda canlı yerel kültürünü de görmek isteyenler için harika bir deneyimdir. Yerel lezzetleri tatmak, fotoğraf çekmek ve yerel halkla (basit düzeyde) etkileşim kurmak için ideal bir yerdir. Alışveriş yaparken pazarlık yapmak adettendir.
Chashma-i Ayub
Buhara’nın tarihi merkezinde yer alan Chashma-i Ayub, adı “Hazreti Eyüp’ün Çeşmesi” anlamına gelen önemli bir yapıdır. Rivayete göre, peygamber Hazreti Eyüp (Job) buraya geldiğinde asasını yere vurmuş ve kurak topraktan şifalı bir su kaynağı fışkırmıştır. Bu yapı da o kutsal sayılan su kaynağının üzerine anıt mezar veya türbe olarak inşa edilmiştir. Mevcut bina, 14. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar farklı dönemlerde yapılan eklemelerle şekillenmiş olup, özellikle Orta Asya’da pek rastlanmayan kendine özgü konik kubbesiyle dikkat çeker. Samanîler Türbesi’ne yakın bir konumda bulunan Chashma-i Ayub, günümüzde içinde küçük bir müze barındırmakla birlikte, hala tarihi ve manevi değeri olan bir ziyaret noktasıdır. Buhara’nın geçmişindeki inanç ve suyun hayatiliğini simgeleyen sakin bir yapıdır.

Bahouddin Nakşibend Külliyesi
Buhara gezim kapsamında şehir merkezine yaklaşık 10-12 kilometre mesafedeki Kagan kasabası yakınlarında bulunan Bahouddin Nakşibend Külliyesi‘ni de ziyaret ettim. Asıl adı Muhammed bin Muhammed Bahauddin el-Buhari olan ve 1318-1389 yılları arasında yaşamış olan Bahouddin Nakşibend, İslam dünyasının en yaygın ve etkili tasavvufi yollarından biri olan Nakşibendi tarikatının kurucusu ve isim babasıdır. “Şah-ı Nakşibend” (Nakışçıların Şahı) lakabıyla da anılan bu sufî alimi, kalbi Allah’a bağlama, zikir, sohbet ve hizmet prensiplerine dayanan öğretileriyle tanınır. Özellikle “halvet der encümen” (halk içinde Hak ile olmak) ve “sefer der vatan” (nefsin kötü huylarından Allah’a doğru manevi yolculuk) gibi prensipleri, tarikatının temelini oluşturmuştur. Manevi liderliği ve sade yaşam felsefesi, Orta Asya’dan Balkanlar’a, Hindistan’dan Kafkasya’ya kadar geniş bir coğrafyada İslam kültüründe derin ve kalıcı etkiler bırakmıştır.
Bahouddin Nakşibend’in vefatından sonra defnedildiği bu alan, zamanla büyük bir külliyeye dönüşmüştür. Türbesi, sadece Buhara ve Özbekistan için değil, tüm İslam dünyasında büyük bir saygı ve hürmet gören, yıl boyunca dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar tarafından yoğun bir şekilde ziyaret edilen kutsal bir mekandır. Ziyaretçiler buraya hem Bahouddin Nakşibend’e olan saygılarını sunmak, dua etmek, Kur’an okumak hem de bu manevi atmosferde huzur bulmak için gelmektedir.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Bahouddin Nakşibend Külliyesi, farklı dönemlerde, özellikle Timuriler, Şeybaniler ve Eştarhanlılar (Canoğulları) gibi hanedanlar tarafından yapılan eklemeler ve restorasyonlarla bugünkü ihtişamlı görünümüne kavuşmuştur. Külliye, ana türbenin etrafında şekillenmiş geniş bir alanı kapsar ve içerisinde şunları barındırır:
- Bahouddin Nakşibend Türbesi: Külliyenin kalbi olan, mermer ve çinilerle süslü bu yapı, büyük alimin sandukasını barındırır.
- Hazire (Mezarlık Alanı): Türbenin etrafında, Buhara emirleri, alimler ve Nakşibendi büyüklerinin de defnedildiği geniş bir mezarlık alanı bulunur.
- İki Büyük Cami: Cuma Camii ve Kushbegi Camii gibi farklı dönemlere ait, ibadet için kullanılan camiler.
- Medreseler: Külliye içinde eğitim amaçlı kullanılan medrese binaları.
- Derviş Hücreleri ve Hanakah (Dergah): Sufilerin konakladığı, zikir ve sohbetlerini yaptığı mekanlar.
- Minare: Külliyeye özgü mimarisiyle dikkat çeken bir minare.
- Havuzlar ve Avlular: Ziyaretçilerin dinlenebileceği, abdest alabileceği serin avlular ve süs havuzları.
- Kutsal Sayılan Ağaç: Türbenin yakınında bulunan ve dileklerin kabul olduğuna inanılan yaşlı bir dut ağacı da ziyaretçilerin ilgisini çeker.
Bu külliye Buhara’nın en önemli ziyaret ve ibadet merkezlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Buhara, tarihi yapıları, mimarisi ve kültürel dokusuyla dikkat çeken bir şehir. Gezilecek yerlerin çokluğu ve atmosferiyle ziyaretçilerine dolu dolu bir deneyim sunuyor. Eğer Orta Asya’ya seyahat planlıyorsanız, Buhara’yı listenize eklemeyi unutmayın.
Buhara gezimde çektiğim görüntülerden oluşturduğum bu videoda, şehrin mistik atmosferini sizlerle paylaşıyorum.
Not: Yazıdaki tüm fotoğraflar, Buhara gezim sırasında bizzat tarafımdan çekilmiştir.
Semerkand’daki tarihi ve kültürel durakları da keşfetmek isterseniz gezi rehberimize buradan ulaşabilirsiniz.
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu