22 Kasım 2020 Pazar Yazısı
Bu pazar biraz Ankara günlerimi yazacağım tabi aklımda ne kadar kaldıysa. Aslında insan klavye başına oturup bir konu belirledikten sonra nereden başlasam diye öyle kalıveriyor. Hani film sahnelerinde görürüz; yazar yazısını yazmak için masaya oturur ve aklına bir türlü yazacakları gelmez veya yazacaklarını toparlayamaz. Açıkçası işte ben şu anda o haldeyim. Bir yerden başlayacağım artık nereye kadar yolum devam ederse.
İşin gerçeği arada geçen kısa ayrılıkları saymazsam aşağı yukarı yirmi yıllık bir Ankara yaşamını bir yazı ile sınırlayamam. O zaman Ankara yıllarımdan kalanların ilk bölümü diyeyim bu yazımın konusuna.

Ankara hikayemin başrollerinde tabi ki artık benimle fiziki olarak birlikte olmayan annem, babam ve anneannem var. Hikayemin sahneleri de öncelikle yetmişli ve doksanlı yılların arasında mevcut olan veya olmayan Ankara mekanları ve tabi ki okulum Ankara Koleji’nde geçiyor.
Yaşadıklarımı kronolojik bir sıra ile yazamayacağım çünkü o kadar net ve geçen yıllardaki yaşadığım bir çok şeyi hatırlayamıyorum. Sadece zihnimde yer edenler kadarını yazıya dökmeye çalışacağım. Yeri gelmişken otobiyografisini yazanlar nasıl bu kadar detayı hatırlıyorlar bu durumu da merak etmişimdir.
Öncelikle tadı damağımda kalan lezzetler ile başlayım. İlk sırayı tabi ki Ankara’nın meşhur döneri geliyor. O yıllarda şimdi ki gibi her yer dönerci değildi. Sakarya Caddesi’nde meşhur bir dönerli sandviç yapan dükkan vardı. Penguen büfe olarak adı aklımda kalmış. Sandviçin arasına koyduğu sos ve turşusunun tadına bir daha hiç bir yerde rastlamadım. LGS diye bir sınavın olmadığı hayatımızda, Anadolu lisesi ve kolej sınavlarına girebilmek için ilkokuldan sonra bir sınava girer ve bu sınava hazırlanmak için haftasonları dersanelere giderdik. Her dersane çıkışı rahmetli babam beni Penguen Büfe’ye dönerli sandviç yemeye götürürdü.
Penguen Büfe’nin karşı tarafına düşen Goralı ise ayrı bir efsanedir. Goralı içeriğinde; patates püresi, sosis, salam, köfte ve turşudan oluşan epey doyurucu bir karışım olup yarım ekmek arası veya sandviç içine doldurup iştahla yediğimiz günlere selam olsun. Bu arada Goralı’nin ilk dükkanı İstanbul Fındıkzade’de olup bebeklikten evlenene kadar bazen dönem dönem belli bir seneden sonra da uzun bir dönem hayatımı geçirdiğim Fındıkzade kendi hayatım ile ilgili ayrı bir yazı dizisi konusudur.
Kızılay’da ki Düveroğlu ve Hosta Döner, Küçükesat’ta ki Aspava, Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki Tivoli, Tadım Pizza ve Kebap49, Ulus’ta ki Uludağ Dönercisi’ni de şöyle bir hatırlayıp Ulus’ ta rahmetli babamın işyerinin de orda olması nedeniyle sık gittiğim Akman Pastanesi’ni yazmam gerekiyor. Bu mekandaki favorim ise (artık Amerikan salatası mı dersiniz Rus salatası mı dersiniz ona karışmıyorum) işte içine konulan o salata ve salçalı sos ile yapılan sosisli sandviç benim unutulmazlarım arasındadır.

Aslında daha yazacağım unutamadığım tatlar bitmedi ama şimdilik yazıma burada son veriyorum unuttuklarım ile çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın Ankara hikayesini yazmaya devam.
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu