Ama kapısı yoktu.
Ne dışarısı vardı, ne içerisi.
Bir sınır değil, bir belirsizlikti çevresi.
Zaman bile girmemişti henüz içeriye.
Yalnızca bir şey vardı: Fark edilmeyen bir varlık.
Ona “ben” denemezdi, çünkü kendine dair bir ismi yoktu.
Bu varlık —yolcu diyelim— sadece bir şeyin eksik olduğunu hissetti.
Ne aradığını bilmeden aramak.
İşte o an başladı.
Duvarlar nefes alıyor gibiydi.
Ses yoktu ama yankı vardı.
Kendine ait olmayan bir soruyla irkildi:
“Neyin içinde olduğunu nasıl bilebilirsin, dışına hiç çıkmadıysan?”
Bu ses, sorudan çok bir çatlaktı.
Zihninde ilk defa bir çizik açıldı.
Ve o çizikten ışık değil, karanlık sızdı.
Yolcu, bu karanlığı ilk kez fark ettiğinde,
Odanın olmadığını anladı.
Odanın kendisi olduğunu.

Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu