Dünyada ilk yapay zeka 1809’da Napoleon Bonapart’ı ve sonra Benjamin Franklin’i bile yenen, masanın üzerinde dönemin Türklerine benzeyen insan modelinin bulunduğu 18. yüzyılda satranç oynayan yabancı kaynaklarda The Turk ya da Mechanical Turk olarak geçen Türk Robot “Mekanik Türk”.
2,5 asır sonra ise; dünyanın en büyük e-ticaret internet alışveriş sitelerinden Amazon. com’un 3 Kasım 2005 itibarıyla kullanıcılarına sunmuş olduğu soru-cevap hizmeti “Amazon Mechanical Turk” günümüzde Amazon. com’un bir servisi olan Mekanik Türk bundan 250 yıl önce dünyanın ilk yapay zekası ve aynı adı taşıdığı Mekanik Türk robotundan ilham alınmıştır. Sistem, yapay zeka ve bilgisayar verilerinin sınıflandıramadığı bilgiler konusunda kullanıcılara yardımcı olmayı hedefliyor. Mesela duyduğunuz bir şarkının kime ait olduğunu ya da fotoğrafını gördüğünüz bir yemeğin ismini merak ediyorsunuz. Amazon’un Mekanik Türk servisine girip merak ettiğiniz şeyi paylaşıyorsunuz. Servis çalışanları bilgisayarların yanıtlamakta zorlandığı bu gibi soruları sizin için cevaplıyor ve merakınızı gideriyor. Turker olarak anılan çalışanlar, site üzerinde açılan işlere başvurarak işe alınmaları halinde anlaşılan ücret üzerinden işlerini teslim etmekteler. İşverenler, kime iş vereceklerini belirlerken, Turker’ları belirli testlere tabi tutabilmekte veya geçmiş proje başarılarını göz önüne alabilmektedir.
Amazon, 2005’te ürün özelliklerinin anlatıldığı sayfalar arasında birbirinin aynı olan çok sayıda sayfa olduğunu fark etti. Algoritmalarla birbirinin aynı olan sayfaları bulmak başarılı sonuçlar vermiyordu. Peter Cohen’in başında bulunduğu bir ekip, bir yazılım geliştirdi. Bu yazılım, birbirinin aynı olma ihtimali bulunan sayfaları insanlara gösteriyordu. Nihai karar, insanlardan oluşan bir jüri tarafından veriliyordu. Cohen ve Amazon, bunun genel anlamda çok faydalı bir inovasyon olduğunu anladı. Birbirinin aynı sayfaların silinerek teke indirilmesi olayı. Yazılım aslında kurum içinde kullanılmak üzere geliştirilmişti. Ne var ki Amazon, Kasım 2005’te yazılımı “Mekanik Türk” adıyla halkın ve dünyanın kullanımına sunmaya karar verdi. Adını meşhur tarihi satranç oynayan robottan aldı. Mekanik Türk yazılımı da aynı o robot gibi her şeyi otomatik yapıyor görünüp aslında arka planda insanların desteğiyle çalışıyordu. Amazon’un CEO’su Jeff Bezos’un “yapay yapay zeka” yani “artificial artificial intelligence” olarak nitelendirdiği kavramın somut örneği ve insanların fazla yüksek ücretler almamakla birlikte makinelerle birlikte çalışmasının bir başka yoluydu. Online ve dağınık problem çözme ve üretim modeline örnek “Mekanik Türk”, kısa sürede çok tutuldu.
Mechanical Turk, Amazon’un henüz tam manasıyla robotlara, sistemlere, iş zekasına yaptırılması mümkün olmayan ya da çok maliyetli olan ve insanlar tarafından yapılması daha efektif olan bazı dijital işleri (buna İnsan Zekâsı İşi veya Human Intelligence Task/HIT diyorlar) yaptırmak isteyenlerle, yapabileceklerin buluşturduğu bir online işgücü ortak pazar yeri. İşverenler istedikleri işleri yani HIT’leri ricacı olarak burada tarif ediyorlar. Yapabilecek olanlar da işçi olarak yapıyor ve belirtilen parayı Amazon ödeme sistemi üzerinden alıyorlar.
Basit bir örnek vermek gerekirse; gıda zehirlenmesi ancak belirgin seviyede ve çok sayıdaki kişide gözlendiğinde tespit edilebiliyor. Yani o gün içerisinde aynı yerden yemek yiyen onlarca kişi zehirlenirse ve bu kişilerden bir kısmı hastaneye başvurur ve hastanede bu kişilere gıda zehirlenmesi teşhisi konur ve gün içerisinde nerede yemek yedikleri tespit edilirse, zehirlenmenin kaynağını bulmak ancak mümkün oluyor. Bahsi geçen Mekanik Türk projesi de bunu sanal ortamdaki tweetler üzerinden bulmayı hedefliyor. Herhangi birisi “midem ağrıyor” gibi bir tweet attığında sistem, bu kişinin daha önce atmış olduğu tweetlere ve aynı coğrafi konumdaki benzer tweetlere bakarak zehirlenmenin kaynağını bulmayı hedefliyor. Sosyal ağların kişisel güvenlik ve komplo teorilerine malzeme olan tehdidinin yanında, sivil amaçlarla kullanılmasına verilebilecek bir örnek.
Aslında günümüzde de yapay zekaya karşı satranç oynamak mümkün. Fakat 1770’de böyle bir teknolojiden ya da bilgisayarlardan söz etmek mümkün değildi. Oldukça zekice hazırlanmış düzenek halen Amazon. com’da insan zekasıyla çalışan bir sistem olma özelliğini taşıyor. Bu sayede insanlar yapay zekaya karşı konuşuyormuş gibi sorular soruyorlar ve belli ücret karşılığında cevabını alıyorlar. Mechanical Turk adı verilen serviste yüz binlerce cevaplanmayı bekleyen soru var. İşte sistem aynı Mekanik Türk makinesinin mantığıyla çalışıyor. Bir soruya cevap talep eden kullanıcılar Mekanik Türk’e bilgisayarlar için zor, ama insanlar için kolay olan görevler yolluyor. Kullanıcıların erişebildikleri bir alanda listelenen bu görevlere başarabileceğine inanan kişiler talip oluyor ve görevi tamamlıyor. Sonuç, görevi talep eden kullanıcıya yollanıyor ve bunun karşılığında görevi tamamlamış kullanıcının Amazon hesabına belli bir miktar para yatıyor.
İsmini tarihe “Satranç Oynayan Türk Otomatı” olarak geçmiş otomatik makineden alır ve Amazon Mechanical Turk de ardındaki insan zekasını gizleyerek benzer bir akıllı sistem yanılgısı yaratır. O dönemde Osmanlı kıyafetlerini giyen ve görünümüyle bir Türk’ü andıran robot, satranç oynamak için karşısına geçen herkesi bir bir yeniyormuş. Elbette masanın içerisinde bir satranç ustası bulunuyordu. 17 yıl boyunca Mekanik Türk’ün içerisinde kimin olduğu bilinmiyordu, ta ki 1787 yılında cüce satranç ustası Jacques-François Mouret’in varlığı ortaya çıkana kadar. Mouret’ten ardından satranç karşılaşmalarına devam eden Mekanik Türk’ün içerisinde bu sefer cüce satranç ustasının yakın arkadaşı William Schlumberg yer almaya başlamış.
Avusturya Habsburg hanedanının devletini 1740-1780 tarihleri arasında bizzat yöneten İmparatoriçe Maria Theresia için ilk olarak 1770 yılında sergilenen bu otomat, imparatoriçe hizmetinde çalışan mekanikçi Wolfgang von Kempelen tarafından yapımı altı ay gibi bir sürede tamamlanmıştır. Otomat, 120 cm uzunluğunda, 105 cm genişliğinde ve 60 cm yüksekliğinde, akçaağaçtan ve üzerine satranç tahtası çizilmiş tekerlekli bir kabin önünde oturan bıyıklı bir Türk figüründen oluşuyordu. Öndeki kapak açılıp dolabın ve makinenin içine bakıldığında irili ufaklı pek çok kaldıraç, makara ve başka karmaşık mekanik sistemler görülüyordu. Kurularak çalışan Türk, karşısındaki gönüllüyle satranç oynamaya başladığında, gözleri satranç tahtasını tarıyor, başını arada bir sallayıp satranç taşlarını eliyle hareket ettiriyordu. Ayrıca içindeki oyuncu usta olduğundan yaptığı hamlenin bittiğini başını üç kez sallayarak belirten otomat, maç sonrasında seyredenlerden gelen soruları satranç tahtasının yanında bulunan özel bir tepside harfleri birleştirerek yanıtlayabiliyordu. Türk’ü izleyenler onlarca yıl boyunca onun sırrını çözmeye çalışmışlardı. Bazıları çok ilginç teoriler üretmişler ve bu açıklamalara gazetelerde geniş yer verilmişti. Bir teoriye göre satranç taşlarının içine yerleştirilen mıknatıslar sayesinde Türk taşları oynatıyordu. Bir başka teori ise kuklanın içine bir çocuğun girmiş olduğunu savunuyordu.
Mekanik Türk, satranç oynamak için karşısına birisi oturduğunda hemen satranç tahtasına bakıp taşları elleriyle hareket ettirmeye başlıyordu. Karşı tarafa yaptığı hamlenin bittiğini belirtmek için başını üç kez sallayan robot, satrancın sona ermesinin ardından gelen soruları cevaplamak için özel bir tepside bulunan harfleri birleştiriyormuş. Ünlü yazar Edgar Allan Poe ve Dr. Gamaliel Bradford en akılcı çözümleri üretenler olmuştu. Edgar Allan Poe, otomat hakkında yazdığı “Maelzel’s Chess” adlı tanıtım yazısında Mekanik Türk’ü şöyle tasvir ediyordu:
“Oyunu kazanmadan önce kafasını bir zafer edasıyla sallıyor, kendini beğenmiş bakışlarla etrafına göz gezdirdikten sonra sol kolunu her zamankinden daha geriye çekiyor ve parmaklarını bir süre dinlendiriyor.”
Satranç yaptığı kişiler arasında dönemin Fransa’daki önemli devlet adamı General Napoleon Bonapart ve bilgisayarın babası olarak nitelendirilen Charles Baggage de bulunuyordu. Mekanik Türk, bu iki isimle yaptığı karşılamaları da kazanmış. Ünü giderek yayılan satranç otomatı, Avrupa’dan ayrılıp yavaş yavaş ABD’ye doğru yayılmaya başlamış.
Kempelen 1804’te Viyana’da öldükten sonra otomat birkaç kez el değiştirdi. Son olarak Beethoven’ın yakın arkadaşı Johann Maelzel adlı bir makine mühendisi şovmenin eline geçti. Daha sonraları ilk metronomu yapacak olan Maelzel, otomatı Kempelen’in oğlundan satın almıştı. Artan borçları yüzünden Maelzel Avrupa’yı terk ederek Amerika’ya doğru yola çıktı. Benjamin Franklin’le de bir maç yapan Mekanik Türk, bu ünlü Amerikalı ismi de yenmeyi başarmıştı. Franklin, otomatın hile yaptığından şüphelenmişse de bunu hiç kanıtlayamamıştır.
ABD’de başarılı bir turne gerçekleştiren Maelzel, Mekanik Türk’ü Küba’ya götürmeye karar verdi. Küba’da, sekreteri ve sırdaşı satranç ustası William Schlumberger öldü. Güney Amerika’da iflas eden Maelzel ABD’ye dönüşte kabininde ölü olarak bulundu ve cesedi denize atıldı.
1817-1837 tarihlerinde tüm Avrupa’yı ve Amerika’yı gezen otomat, çalışma mekanizması ve topluluklar üzerinde yarattığı etki nedeniyle birçok kitap ve makaleye konu oldu. Mekanik Türk hakkında daha önce açık arttırma ile satın alan Cerrah John Mitchell’in oğlu, Mekanik Türk’ün sırlarını açıkladığı bir kitap yayınladı. Tarih boyunca 15 satranç uzmanı ve ustası Mekanik Türk’le karşılaştı, hakkından birçok kitap ve makale yazıldı. Fakat hiçbiri Mekanik Türk’ün sırrını tam olarak ortaya koyamadı. Satranç otomatının bu zamana kadar yaptığı maçlardan bahsedilen bu kitap dahil hiç kimse, Mekanik Türk’ün çalışma prensibini çözememiş. Bir kulüp kuran Mitchell, burada kulüp üyelerine ücret karşılığı Mekanik Türk’ün sırlarını göstermeye başladı. Önceleri ufak bir şöhrete kavuşsa da Maelzel kadar başarılı bir şov adamı olmadığı için otomatı 1854 yılında ABD, Philadelphia’daki bir müzeye bağışladı. Yapımından 85 yıl sonra otomat Philadelphia’daki büyük yangında kül oldu.
Ayrıca satranç oynayan Türk hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler içeren The Turk, Chess Automaton (Gerald Levitt) adlı kitapta, otomatın oynadığı ve içinde Napolyon’un oyunun da olduğu 52 adet oyunun ayrıntısını bulmak mümkündür. Bu oyunların detayları gösteriler sırasında Maelzel’in bir arkadaşı tarafından kaydedilmiştir.
1983 ABD yapımı Savaş Oyunları (War Games) adlı bir sinema filminde dersleri zayıf ama zeki ve meraklı bir genç, evinde odasında bulunan kişisel bilgisayarından telefon hattı üzerinden bir şirkete ait sandığı bilgisayar sistemini hack ederek, orada bulduğu bir bilgisayar ile iletişim kurup yazışarak bir oyun oynamaya karar verirler. Seçtikleri oyun bir savaş oyunu olup, ABD ve SSCB arasında bir nükleer füze savaş oyunudur. Ancak onun oyun sandığı şey, aslında ABD’nin hava kuvvetlerine ait askeri bir savunma sistemi merkezinde yer alan ve nükleer füzelerin kontrolünü sağlayan bir simülasyondur. Basit bir savaş oyunu oynadığını düşünen genç hacker, kendini Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde savaş çıkartan bir vatan haini suçlamasıyla göz altında içinden çıkılması zor bir durumun tam ortasında bulur. Bilgisayarların yapay zekadan daha ötesi biz insanlar gibi düşünmesi ve eyleme geçmesinin düşüncesi bile düşündürücü ve ürpertici değil mi?
Derleyen: Tarkan Deniz

Yapay Zeka ile ilgili başka bir yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu