Bu yazımızn konusu ” Calendula Çiçeği ”. Güney Avrupa ya da Ortadoğu kökenli olduğu tahmin edilen Calendula, önce Hindistan’a oradan da 1200’lerde Çin’e doğru yayılım göstermiş bir çiçek. Hintlilerin lugatında “güneşin bitkisi” olarak geçen Calendula ayinlerde, tapınak süslemelerinde kullanılmasının yanı sıra Ganesh tanrısıyla ilişkilendirilecek kadar kutsal kabul ediliyor. Çin topraklarında ise krizanteme benzerliği nedeniyle benimsenerek uzun ömürlülüğün ve refahın simgesi olmuş.
“Calendula” isminin kökeni Antik Roma’da ayın ilk gününü ifade eden “calends” kelimesinden geliyor. Modern taksonominin babası Carl Linnaeus tarafından 1750’lerde bitkiyi isimlendirmek için kullanılan “calendula” ise küçük saat, küçük rüzgar gülü anlamında kullanılıyor, çiçeğin sabah saatlerinde açıp akşam kapanmasına atıfta bulunarak.

Calendula çiçeği, Baharat haline getirilmesinin yanında yapraklarıyla birlikte çiçeklerinin de yenebiliyor olması ve ilaç niyetine kullanılmasıyla Akdeniz havzasından Rönesans İngilteresi’ne kadar tarihçesi uzun zaman öncesine dayanıyor. Özellikle Amerikan İç Savaşı sırasında, I. Dünya savaşında Amerika’da, İngiltere’de orduda yaraların iyileştirilmesinde, enfeksiyonun azaltılmasında en temel ilaçlardan biri olmuş Calendula. Diğer taraftan yine geçmiş dönemlerde diş ağrısı, cilt tahrişleri, göz enfeksiyonları, sarılık gibi hastalıkların tedavisinde kullanılmasıyla birlikte modern bilimde ağız ve boğaz iltihaplarında etkili bir tedavi edici olarak biliniyor.
Papatya ailesinin bu güzel, faydalı üyesi Ankara kırsalındaki bahçemizde bol güneşte, bahar ve yaz aylarında düzenli sulamayla kendiliğinden yayılım göstererek gelişimini sürdürdü. Hava sıcaklığının eksi 3’leri gördüğü bugünlerde hala çiçekleriyle bahçemizi süslüyor. Bakalım soğuklar arttıkça neler olacak.
İlginizi çekeceğini düşündüğüm ” İris Çiçeği ” ile ilgili yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu