La La Land – Aşıklar Şehri

– Müzikal filmlerden nefret ederim.

Veya

– O ne abi, manasız bi’ dans başlıyor 5 dakika dans ediyorlar, izlemem ben müzikal felan.

Eminim yukardaki cümleleri hayatınız boyunca birkaç kez duymuşsunuzdur. Bu cümleleri kuran siz de olabilirsiniz veya bir yakınınız. Ancak La La Land için bu cümleleri kurmadan önce bir kez daha düşünmenizi ve çok önyargılı olmamanızı öneririm.

Filmin yönetmeni  Cloverfield Yolu No: 10 ve Whiplash filmlerinden tanıdığımız Damien Chazelle aynı zamanda filmin senaryosunuda yazmış. Daha 32 yaşında olan Chazelle, La La Land ile Hollywood’un kapılarını sonuna kadar aralamış bulunmakta. IMDB de 8.7, metascore da 93 ve IMDB’nin en iyi filmler sıralamasında 27. Sıraya oturan ve 70 farklı ödül töreninde 14’ü oscar adaylığı  olmak üzere 190 kez aday gösterilen film. 190 adaylıktan da 140’ını kazandı. 7’si de altın küre ödülü.

Sizi bilmem ama ben kesinlikle bu dahi yönetmenin yeni filmlerini dört gözle bekliyor olacağım. Filmin değerlendirmesine geçmeden önce yönetmenin bir önceki filmi Whiplash’ı özellikle izlemenizi tavsiye ederim. Ünlü bir baterist olmak isteyen Andrew’un başarıya ulaşmak için döktüğü kan, ter ve gözyaşı kendi bakış açısı ile üstelik müzikle harmanlamayı başararak aktaran Chazelle, filmin sonundaki atmosfer ve Miles Teller’in muhteşem performansı ile yine bizi filmlerine hayran bıraktırmıştı.

la-la-land-asiklar-sehri

Nihayet yönetmeni anlatmayı bırakıp filme geçecek olursak; Film aslında gerçekçi bir hikaye anlatıyor. Birbirinden oldukça farklı hayalleri olan iki kişinin yollarının kesişmesi ve bu ilişkinin hayat tercihlerine etkisi. Müzikal filmlerde kendi kendimize dediğimiz “şarkı bitse de filme devam etsek” lafını bu filmde söylemedim. Bunun sebebi olarak da bu sahneler filmi kesip şarkıyı verelim sonra film kaldığı yerden devam etsin mantığıyla değil, hikayenin akışına uygun olarak kullanılmış. Ayrıca Müzikal kısımlardaki kamera kullanımını çok beğendim. Tek çekimle katsız çalışmışlar. Özellikle filmin başındaki sıkışık trafikteki sahne çok iyiydi. O kadar insan hiç hata yapmadan tek çekimle öyle hareketli bir sahneyi çekmişler. (Eğer hayatınızın bir döneminde film çekme girişiminiz olduysa bunun ne kadar zor ve sayısız tekrar gerektiren bir sahne olduğunu bilirsiniz. Sırf bu yüzden yönetmenlikten, sinemadan vazgeçip kpss ye girip devlet memuru olanlar var. Valla…)

Filmin olay örgüsü son sahneye kadar giriş, gelişme ve sonuç ile olay örgüsünden kopmadan ilerliyor. Oyunculuk hayalleri kurmasına rağmen seçmelerden sürekli eli boş dönen Mia (Emma Stone) ile cazı asansör müziği olmaktan kurtarmak gibi bir hayalin peşinden koşan ve bir gün kendi caz kulübüne sahip olarak bir bakıma cazın hakkını vermek isteyen Sebastian (Ryan Gosling)’ın aşkı romantik komedilerden alıştığımız gibi tesadüfen Mia’nın Sebastianın karın tokluğuna piyano çaldığı restauranta girmesi ile başlıyor.

Film boyunca doğru hayallerine ulaşmak için türlü taklalar atan Mia ve Sebastian sona doğru bu hayallerine yaklaşıyorlar. Klişe bir şekilde iş hayatları yolunda gitmeye başladığında özel hayatları bozulmaya başlıyor fakat çok uzatmadan Ryan Gosling “Ölü Köpek Bakışı” taktiği ile esas kızın kalbini tekrar çalmayı başarıyor… Aslında tam öyle olmuyor, nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız filmi izleyin. (“Ölü Köpek Bakışı” taktiğini  öğrenmek isteyenler bana mail gönderebilirler.)

Ve filmin sonu; sizi burada bir sürpriz bekliyor. Film boyunca sevsem mi yoksa nefret mi etsem ikileminde gidip geldiyseniz eminim son sahne ile beraber filmi seveceksiniz. Ayrıca alıştığımız tarzda romantik filmlerden onu ayıran nokta da filmin sonuydu. Filmin sonunda karakterlerin alternatif hayatlarını görmemiz harikaydı. Yani “bu hayata sahip olabilirlerdi ancak hayalerinin peşinden gitmeyi seçtiler” algısı yaratıyor. Bu da yazının başında da söylediğim gibi gerçeğe daha yakın. Klasik bir romantik filmdeki gibi esas oğlan ile esas kızın bütün engellerin üstesinden gelerek birlikte olmalarından sıkılmıştık.(Sizce de öyle değil mi allasen ?)

Film hakkında daha fazla spoiler vermeden (bu arada spoiler kelimesini türkçeye çevirmediler diye biliyorum, önbilgi de diyebiliriz veya cinayet sebebi) ve yazıyı bitirmeden önce filmin oyuncularından da kısaca bahsetmek istiyorum. Filmdeki kadın başrolü ilk önce Emma Watson’a teklif edilmiş ancak kendisi Beauty and the Beast filmindeki başrol için La la Land’deki rolü geri çevirmiş ve yerine Emma Stone(soyadının hakkını veriyor) seçilmiş. İlginç nokta ise Ryan Gosling’e de önce Beauty and the Beastteki erkek başrol teklif edilmesine rağmen La La Land de rol almak için bu tekliften vazgeçmiş.

Tekrar Emma Stone’a dönecek olursam her ne kadar kendisini beğensemde bu filmdeki rolü ile kendisini çok bağdaştıramadım, çıtı pıtı kız halinden bir türlü çıkamamış. Birdman filmini izleyin ne dediğimi anlayacaksınız.  Chazelle zahmet edip bana sormuş olsa bu rol için doğru kişinin Amanda Seyfried olduğunu söylerdim. Ryan Gosling’e gelecek olursak onun için söyleyecek çok fazla bir şey yok, rolün hakkını vermiş. Öte yandan Ryan Gosling ve Emma Stone ikilisinin birlikte oynadığı başka bir film Crazy, Stupid Love. Boş vaktinizi değerlendirmek için izleyebileceğiniz güzel bir film.

Müzikal tarzda filmleri sevenler ama müzikal içinde de boğulmak istemeyenler yazı boyunca kısaca bahsettiğim ve Chazelle’in diğer filmleri yanısıra özellikle 2001 yapımı “Moulin Rogue” ve 2009 yapımı “Nine” filmlerini izleyebilirler.

Film değerlendirme yazılarımın sonlarında sevdiğim yerli veya yabancı bir filmden kısa bir replik yazacağım. Doğru filmi yazarak yorum yapan bütün okuyucularıma ÇEKİLİŞSİZ KURASIZ TAM 5 KAVANOZ!…

Yok, yok kavanoz yok. Doğru bilen, bilmeyen herkese sevgilerimi gönderiyorum.

“Şiddete meyyalim vallahi dertten…”

la-land-afi-best-of-2016

Hakkında Sefa Erdem

1991 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Ticaret Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümünden mezun oldu. Üniversitenin son senesinde 1 yıl Hollanda’da Fontys Creative Industries’de Erasmus programına katıldı. Üniversite eğitimi devam ederken Radyo 91.6’da Sunucu Asistanlığı ve Gazete Ekonomi isimli online haber portalında Ekonomi Muhabirliği yaptı. 2015 yılı sonunda World Experience Campus şirketinde çalışmaya başladı ve halen aynı şirkette partner ilişikileri yöneticiliği görevini sürdürmektedir. Ayrıca freelance çevirmenlik yapmaktadır. Sinema ve bilgisayar oyunlarına olan ilgisi yanı sıra henüz çok yeni bir alt disiplin olan Exopolitika(Galaktik diplomasi) alanında araştırmalar yapmakta ve her hafta yeni vizyona giren bir sinema filminin değerlendirmesini Bilgi Üniverstesi RGB Stüdyosu Cinebilgi programı kapsamında yapmaktadır.

İlginizi Çekebilir

7. Koğuştaki Mucize

Türkiye’de yılın en başarılı gişe sonuçlarından birine imza atan 7. Koğuştaki Mucize, yurtdışında da seyirciden ilgi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir