19.yüzyıl, Avrupa’nın siyasi haritasının yeniden çizildiği, ulus devletlerin yükselişe geçtiği bir dönemdi. Bu dönemde İtalya’nın birleşmesi de önemli bir yer tutar. İtalya’nın birleşmesi, Risorgimento Hareketi (Yeniden Doğuş) olarak adlandırılan bir süreçle gerçekleşti. 1815 Viyana Kongresi‘nden başlayarak 1871’de Roma’nın İtalya Krallığı’nın başkenti ilan edilmesiyle tamamlanan bu süreç, devrimler, diplomasi ve askeri mücadelelerle dolu bir yolculuktu.

Risorgimento’nun Başlangıcı (1815-1848)
Napolyon Savaşları’nın ardından 1815’te toplanan Viyana Kongresi, Avrupa’nın siyasi haritasını yeniden düzenlerken, İtalya’yı da yedi ayrı devlete böldü: Piedmont-Sardinya Krallığı, Lombardiya-Venedik Krallığı (Avusturya kontrolünde), Papalık Devletleri, Toskana Büyük Dükalığı, Parma, Modena ve Lucca Dükalıkları ve İki Sicilya Krallığı (Bourbon Hanedanı). Avusturya, Lombardiya-Venedik ve diğer küçük devletler üzerinde baskın bir güç olarak varlığını sürdürdü.
Bu parçalanmışlık, İtalyan yarımadasında ulusal birliğe duyulan özlemi körükledi. Avusturya karşıtı gizli örgütler olan Carbonari‘nin 1820-1821’de Napoli ve Piedmont’ta düzenlediği başarısız ayaklanmalar, bu özlemin ilk somut ifadeleriydi. 1831’de Giuseppe Mazzini‘nin kurduğu “Genç İtalya” hareketi ise demokratik cumhuriyet ve ulusal birliği savunarak, İtalyan milliyetçiliğini daha da güçlendirdi.

1848’de Avrupa çapında patlak veren devrimler, İtalya’yı da derinden etkiledi. Milano’da “Beş Gün” Ayaklanması, Venedik Cumhuriyeti’nin ilanı ve Piedmont-Sardinya’nın Avusturya’ya savaş ilanı gibi olaylar, İtalyanların bağımsızlık ve birlik arzusunu ortaya koydu. Ancak Novara Savaşı’nda alınan yenilgiyle bu devrimler başarısızlıkla sonuçlandı. Buna rağmen, 1848 devrimleri, İtalyan ulusal bilincinin güçlenmesine ve Piedmont-Sardinya’nın birleşme sürecinde lider konuma yükselmesine zemin hazırladı.
İtalya’nın Birleşmesi (1849-1871)
1848 devrimlerinin ardından Piedmont-Sardinya Başbakanı Camillo Benso di Cavour, diplomasi ve modernleşme politikalarıyla İtalya’nın birleşme sürecini hızlandırdı. 1859’da Fransa ile yapılan ittifak sonucunda Avusturya’ya karşı kazanılan Magenta ve Solferino Muharebeleri, Lombardiya’nın Piedmont’a katılımını sağladı. 1860’ta Orta İtalya’da yapılan referandumlarla Toskana, Parma, Modena ve Papalık toprakları da İtalya’ya bağlandı.
Giuseppe Garibaldi‘nin liderliğindeki “Kızıl Gömlekliler“in Güney İtalya seferi ise birleşme sürecinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Garibaldi, 1860’ta Sicilya ve Napoli’yi İki Sicilya Krallığı’ndan alarak, Güney İtalya’nın birleşmesine büyük katkı sağladı. Teano Buluşması’nda Garibaldi’nin ele geçirdiği toprakları Kral II. Vittorio Emanuele‘ye teslim etmesiyle, 17 Mart 1861’de İtalya Krallığı resmen ilan edildi ve Torino başkent oldu.

1866’da Prusya-İtalya İttifakı sonucunda Venedik de İtalya topraklarına katıldı. 1870’te ise Fransa-Prusya Savaşı’ndan yararlanan İtalyan ordusu, Roma’yı ele geçirerek Papalık Devleti’nin varlığına son verdi. Şubat 1871’de Roma, İtalya Krallığı’nın resmi başkenti ilan edildi.
Risorgimento’nun Mirası
Risorgimento, İtalya’nın siyasi birliğini sağlamakla kalmadı, aynı zamanda İtalyan ulusal kimliğinin oluşumuna da büyük katkı sağladı. Ancak “Gerçek Birliğin Tamamlanması” (Italia irredenta) sorunu, I. Dünya Savaşı’na kadar devam etti. Kuzey-Güney arasındaki ekonomik uçurum ve köylü sınıfının yoksulluğu gibi sosyal sorunlar ise birleşme sonrası İtalya’nın karşılaştığı önemli zorluklar oldu.
Risorgimento, İtalyan edebiyatı ve sanatında da derin izler bıraktı. Alessandro Manzoni gibi yazarlar, ulusal bilinci güçlendiren eserler kaleme alırken, ressamlar ve heykeltıraşlar da birleşme sürecini konu alan eserler yarattı.
Sonuç olarak, Risorgimento, İtalya’nın modern bir ulus devlet olarak ortaya çıkışını sağlayan ve İtalyan kimliğinin oluşumunda önemli bir rol oynayan tarihi bir dönüm noktasıdır.

”Kuzey İrlanda’nın Bağımsızlık Mücadelesi” hakkındaki yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.
Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu