Elbruz Dağı Tırmanışı – Bölüm 2

Yürüyüş ilk önce çok güzel bir ormanın içine doğru  başlıyor. Toprak yol kıvırıla kıvrıla yemyeşil bir ormanın derinliklerine doğru devam ederken,   sanki gizemli bir masalın içine doğru çekildiğimi hissediyorum. Yemyeşil ve uzun ağaçlar, rengarenk çiçekler, çeşitli boy, şekil ve renkte mantarlar. Biraz yükseldikten sonra orman seyrelmeye, renk yeşilden boza dönmeye başlıyor.

Artık yükselişimize çıplak bir arazi üzerinde devam ediyoruz. Uzaktan bir çağlayan gürültüsü geliyor. Sese doğru yöneliyoruz. Ana tırmanış yolumuzdan ayrılıp biraz yürüdükten sonra sesin kaynağına ulaşıyoruz. Halkın “ Kadın Saçı “ dediği şelaleye ulaşıp molamızı veriyoruz. Şelale, bir kadının omzuna dökülen saçlarını anımsatıyor gerçekten. Ancak şelalenin düştüğü yerde havuzluk yok. Bu sebepten girmek pek mümkün ve keyifli değil. Ama bir şelale düşkünü olduğumdan yine de içim gidiyor, aklım kalıyor bu kadının saçlarında.

Aklimatizasyon yükselişimiz 3 saat sonunda , 3.100 mt.deki hedefimiz olan  gözlemevinde son buluyor. Gözlemevi arazisine giriş yasak. Uzaktan da olsa bakıp düşüncelere dalıyorum. Eskiden baskın bir yönetim altında, dış dünyaya kapalı bir yaşam süren bu topraklarda bilim adına ne çalışmalar yapılmıştı kimbilir? Şimdi ise sanki sessizliğe ve yalnızlığa terkedilmiş bir görüntüden ibaret bu gözlemevi.

Gözlemevi

Yuri’nin seslenmesi ile kendime gelip dönüşe geçiyorum. Yağmur altında devam eden yürüyüşümüz 1,5 saatimizi alıyor. Tempomuz, genelde olması gerekenden biraz yüksek gerçekleşiyor ve bu durumu Yuri ile konuşuyorum. İnişte tüm yükün dizlere binmesinden dolayı otele vardığımda dizlerimin biraz sızlaması haricinde bir sorun yaşamadım. Her ikisi de ameliyatlı olan dizler için yine de fena değil…

Umarım yarınki yürüyüş daha düşük bir tempoda olacak…

Gece yağan yağmur biraz moralimi bozdu. Gök delinmişçesine yağan yağmura eşlik eden şimşekler ortalığı gündüz yerine çevirirken, peşisıra gelen gökgürültüsünün  sesi ise inanılamayacak boyutlara ulaşıyordu. Yağmur damlalarının düştüğü sac çatılardan çıkan ses ise uykumuzu almamıza engel oluyordu. Neyseki gün 6 Ağustos Pazartesi’ye döndüğünde yağmur dinmiş, güneşli olmasa da tertemiz, toprak kokan bir gün başlamış oldu.

Ekibimiz, Avusturalyalı bir rahip olan Morgan’ın  da katılımıyla 5 kişi olmuştu.

Kahvaltı sonrası ilk işimiz , geçen gün hazırladığımız eksik ekipman listemizin tedariki oldu. Krampon, güvenlik kemeri (harnes) ve kazmayı bir ekipman kiralama dükkanından kiraladık.

Daha sonrasında bakkalda hazırlattığımız yiyecek kolilerini aldık.

Minibüsümüz bizi 2.300 mt.deki teleferik istasyonuna bıraktı. Burada sabahın erken saatleri olmasına rağmen müthiş bir hareketlilik var. Dağa çıkmaya hazırlanan ekiplerin koşuşturmaları , eksik yiyeceklerini tedarik ettikleri dükkanların yoğunluğu, ekipmanların son kez gözden geçirilmesi, bir arı kovanındaki dinamizmi aklıma getiriyordu.

Devam edecek.

Yazımın ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar

yorumlar

Hakkında Sıtkı Ergun

Doğa tutkunu

İlginizi Çekebilir

Alsace Bölgesi

Korona virüsünün dünyayı işgal etmeden önceki son gezim olan Fransa’nın Alsace Bölgesi’nde kayıt ettiğim yılbaşı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir