Eskiden ama ne kadar eski olduğunu hatırlayamadığım zamanlarda bayram gazetesi çıkardı memleketimizde. Sanırım gazete emekçilerinin yegane tatil fırsatı olduğu zamanlar olurdu o dönemlerde. Teknolojinin hayal bile edemeyeceğimiz hızda ve şekilde geliştiği zamanımızda artık gazetelerin daha çok internetten okunduğu, yazar ve fotoğrafçıların dünyanın neresinde olursa olsun yazı, haber ve fotoğraflarını gazetelerinin merkezlerine iletebildiği günümüzde, artık bayramlarda da gazeteler günlük baskılarına ara vermeden devam ediyorlar. Bayram gazetelerinin bir özelliği de çeşitli gazetelerinin yazarların birlikte hazırladıkları bir nevi imece usulü hazırlanmasıydı ve bu gazetelerde çıkan yazılar klasik olarak eski bayramları anlatırdı çoğunlukla.
sosyalmedyaloji.com’un yaşam kategorisinde bende yaşadıklarımı yazıyorum kenarından köşesinden, bu yüzden buraya da eski bayramlar yazısı yazmamak eksiklik olacaktı. Tabi benim yazacağım en eski bayram yazısı beş-altı yaşlarındayken hatırladığım nerdeyse kırk yıllık anılar. Kırk yıl da az değilmiş ama…
Bayram demek ”yeni giysiler alınması” demekti bizden önceki bir kaç nesil ve bizim için, aslında şimdi de çok farkı yok ama bizlerin zamanın da ki etkiyi de yaratmadığı açık.
Büyüklerimizin anlattığı gibi ayakkablarımı bayramdan bir gece önce başucuma koymazdım ama bayramın ilk sabahı bayram namazından sonra ailece yapılan kahvaltı sonrası yeni giysilerimi giymek için can atardım işin doğrusu. Bayramların İstanbul’da olduğumuz zamanlarında bayram demek ayrıca ”uzun bir yolculuk demekti ” Ankara da yaşayan benim için. Yolculuk gerekçesi de Fındıkzade’den Büyükdere’de oturan babaanneme gitme gerekliliğiydi. O yıllarda ulaşım olarak toplu taşıma aracı kullanan bizler için gerçekten uzun bir yolculuktu Fındıkzade-Büyükdere arası. Genellikle dönüşlerde babamın omuzuna yaslanarak uyuya kaldığımı çok net hatırlarım. Tabi bu arada insan kendisine keşke şimdi rahmetli babaannem olsaydı da yine o uzun yollara gidip bayramda elini öpseydim ve rahmetli babamın omuzuna yine başımı koyup uyuyabilseydim diyor. Zamanı geri getirememenin ve büyümenin surata çarptığı anlar işte sözün bittiği durumlarda…
Bayramın diğer en büyük anlamı da harçlık olayı idi. En tatminkar miktarı rahmetli anneannem verirdi tabi ki babamın payını da unutmamak lazım. Düzenli her bayram harçlık veren bir akraba ve eş dost ekibim vardı. Arasıra hiç beklemediğim kişilerden gelen bonuslar beni fazlasıyla keyiflendirirken, beklenenden az olan harçlık hasılatı durumlarında suratımı asılıverirdi haliyle.
Sanırım yaşıtlarım ve daha önceki jenerasyona ait her çocuğun bayramlar ile ilgili anıları genelde benimkilerle aynıdır. Ama hani ” milenyum çağı” dediğimiz ikibinler ile ifade edilen yılların çocukları, bayramları zaman ilerledikçe bizlerin yaşadığı duygular ile hatırlamayacaklar gibi geliyor bana. Umarım yanılırım.
Yaşanmış ve yaşanacak tüm bayramlara…

Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu