Tokyo Günlükleri 3 : Şehrin Ritmi ve Shibuya

Tokyo yaklaşık 37 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık metropol bölgelerinden biri, ama bu kalabalık hiçbir zaman kaos gibi hissettirmiyor. Sokaklar, ışıklı tabelalar, trafik ve tren hatları öyle bir düzenle işliyor ki milyonlar.ca insan aynı anda hareket etse bile herkes kendi yoluna devam ediyor. Sabah ve akşam saatlerinde istasyonların etrafında bu daha da belirginleşiyor; şehir sürekli hareket halinde ama garip bir şekilde dağınık değil.

Şehrin hareketli merkezlerinde göze ilk çarpan şey gökdelenler olsa da Tokyo yalnızca onlardan ibaret değil. Nehir kıyılarında, parkların ve yürüyüş yollarının açıldığı bölümlerde şehir bir anda farklılaşıyor; geniş çim alanlar, ağaç gölgeleri ve su kenarları insanın temposunu düşürüyor. Sumida Park çevresinde ya da Meguro Nehri boyunca yürürken, özellikle doğru saatlerde, kalabalığın yerini daha dengeli ve sakin bir şehir hissi alabiliyor.

Tokyo gezimi anlattığım Tokyo Günlükleri yazımın üçüncüsünde güne, aşağıdaki fotoğrafta görülen, Ueno ile Okachimachi istasyonları arasında uzanan Ameyoko çarşısı ile başlıyorum. Tokyo’da buna benzeyen birçok yer mevcut.

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, 1945’in kaos ve yokluk yıllarında bu sokak bir karaborsa olarak doğuyor. Ueno istasyonu, kuzeyden gelen gıda ve malların Tokyo’ya giriş kapısı. Şeker kıtlığı yüzünden tatlı patatesten yapılan şekerlemeler (ame) burada adeta altın değerinde ve yüzlerce tezgah sadece şekerleme satıyor. Aynı dönemde Amerikan işgal kuvvetlerinin fazla malları (çikolata, Zippo çakmak, Ray-Ban gözlük, askeri üniformalar ) da Okachimachi tarafında tezgahlara dökülmeye başlıyor. Böylece sokağın bir ucu “Ameya Yokochō” (Şekerleme Sokağı), diğer ucu “America Yokochō” (Amerika Sokağı) olarak anılıyor. Zamanla bu iki isim birleşerek bugünkü Ameyoko’ya dönüşüyor.

1946’da polis büyük bir baskın düzenlese de pazar tamamen yok edilemiyor. Daha sonra yerel bir iş insanı tarafından daha düzenli hale getirilerek 1950’lerde Kore Savaşı’nın yarattığı talep artışıyla iyice canlanıyor. 1960’lardan itibaren karaborsa karakteri yavaş yavaş silinirken; yerine taze deniz ürünleri, kurutulmuş gıdalar ve ucuz giyim egemen oluyor. 1982’de açılan Ameyoko Center Building ise sokağa modern bir hava ekliyor.

Bugün hâlâ o eski ruhu taşıyan tezgahlardan “Irasshaimase!” sesleri yükseliyor — dükkan içlerinden sokağa taşan, müşteriyi içeri çeken bir karşılama. Çarşının hemen dışında ise rayların üzerinden geçen trenlerin demir sesi havaya karışıyor.

Ameyoko Çarşısı

Bir sonraki durağım Shibuya’ya metro ile geçtiğimde ise istasyondan çıkınca kendimi, Tokyo’nun en ünlü yaya geçitlerinden biri olan Shibuya Crossing’in yanıbaşında buluyorum. Özellikle yoğun saatlerde, tek bir ışık döngüsünde binlerce insanın aynı anda karşıya geçtiği bu kavşak, akşamüstü ile gece arasındaki geçişte en etkileyici halini alıyor. Yeşil ışık yandığında her yönden insanlar akmaya başlıyor.

Yukarıdan bakıldığında düzenli, aşağıdan bakıldığında ise baş döndürücü görünen bu geçişte en dikkat çekici şey, kalabalığın kaosa dönüşmemesi. İnsanlar birbirine çarpmadan ilerliyor; şehir, burada kendi ritmini açıkça hissettiriyor.

Shibuya Crossing

Shibuya’nın bugünkü kimliği bir anda oluşmamış. Bölge, Shibuya İstasyonu’nun 1885’te açılmasından sonra demiryolu bağlantıları, ticaret ve kentleşmeyle giderek büyümüş. Bugün burayı özel kılan şey yalnızca kalabalığı değil; gençlik kültürü, alışveriş, gece hayatı ve sürekli değişen şehir yüzünü bir arada taşıması. Kalabalığın içinde yürürken gözünüze istasyon çevresindeki dev ekranlar ve ışıklı cepheler çarpıyor. Ara sokaklara sapınca ise daha küçük restoranlar, yoğun vitrinler ve akşam saatlerinde artan hareketlilik Tokyo’nun canlılığını farklı bir ölçekte gösteriyor.

Shibuya İstasyonu’nun hemen çıkışında, metropolün o yüksek temposuna meydan okuyan sessiz bir figür karşılıyor sizi: Hachiko. İstasyonun hemen önünde duran bronz bu heykel Tokyo’nun en bilinen buluşma noktalarından biri ve sadakatin simgesi olarak da zihinlerde yer etmiş durumda.

Hikayesi basit ama etkileyici: Akita cinsi Hachiko, sahibini her gün Shibuya İstasyonu’nda karşılamış. Sahibi öldükten sonra da yıllarca aynı yere gelmeye devam etmiş. Bu yüzden 1934’te ilk heykeli dikilmiş. Savaş yıllarında metal ihtiyacı yüzünden eritilmiş, 1948’de yeniden yapılmış. Bugün gördüğümüz bu ikinci versiyon.

Bu dokunaklı sadakat hikayesi, zamanla sinema perdesine de taşınıyor. İlk önemli uyarlama, 1987 yapımı Japon filmi Hachikō Monogatari . Film, Hachiko’nun Shibuya İstasyonu’ndaki o yıllar süren bekleyişini gerçek olaylara son derece sadık bir dille beyaz perdeye aktarılıyor.

2009 yılında ise yönetmen Lasse Hallström imzalı Hachi: A Dog’s Tale seyirciyle buluşuyor. Richard Gere’in başrolünü üstlendiği bu Amerikan yapımı uyarlama, hikayeyi Amerika’daki bir kasabaya taşısa da odağını hiç değiştirmiyor: Bir insan ile köpek arasındaki o sarsılmaz bağ, bekleyiş ve zamana direnen sadakat.

Shibuya’da ışıklar, insanlar, ekranlar ve mağazalar birbirine karışırken şehir hiçbir an durmuyor. Tokyo’yu en iyi anlatan yerlerden biri de sanırım tam olarak burası.

Günü kapatırken neon ışıklarının ve devasa reklam panolarının altında, dünyanın neredeyse her yerinde olduğu gibi, yine karşıma bir Türk dönercisi çıktı. Japonca karakterlerin arasında parlayan Ay-Yıldız ve tanıdık “Halal Kebab” tabelası, o an bu devasa metropolde tuhaf bir coğrafi hesap hatası gibi duruyordu.

Mamo Kebap, Shibuya Center Gai üzerinde, McDonald’s’ın tam karşısında, geç saatlere kadar açık kalan küçük bir işletme. Japonya’da dönere olan ilginin artmasıyla birlikte popülerleşen bizler için vazgeçilmez bu lezzet, hem helal gıda arayan Müslüman turistlerin hem de gece geç saatte pratik bir şeyler atıştırmak isteyen yerellerin uğrak noktalarından biri gibi görünüyor.

Mamo Kebap – Shibuya

Tokyo; ne geçmişini unutmuş ne de geleceğe koşmaktan vazgeçmiş bir şehir. Ve siz o ışıklı caddelerde geceye karışırken, şehir sizi ürkütmeden kendi ritminin içine çekmeyi başarıyor. Tek bir günün içinde hem asırlık bir geleneksel pazarın kokusunu hem de geleceğin dünyasını aynı anda yaşamak, Tokyo’nun ziyaretçilerine bıraktığı unutulmaz anılardan biri oluyor.

Yorumlar

yorumlar

Hakkında Kayıhan Badalıoğlu

Ankara’da doğdum. TED Ankara Koleji’nin ardından Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden mezun oldum. 1998 yılında bankacılık sektöründe başladığım profesyonel kariyerimde, 2013 yılına kadar perakende bankacılık, iç denetim, genel müdürlük ve KOBİ portföy yönetimi gibi alanlarda sorumluluklar üstlendim. 25 yılı aşan finans ve denetim tecrübemi, 2014 yılından bu yana kurumsal danışmanlık alanına taşıyarak işletmelerin ölçülebilir büyüme hedeflerine rehberlik ediyorum. Finans, pazarlama ve iş geliştirme konularındaki birikimimi, Bilgi Üniversitesi’nden aldığım Sosyal Medya Uzmanlığı eğitimiyle birleştirerek geleneksel iş disiplinini modern dijital stratejilere aktarıyorum. Profesyonel çalışmalarımın yanı sıra lise yıllarımdan bu yana müzikle ilgilenmekteyim. Yurt içi ve yurt dışı seyahatlerim sırasında edindiğim izlenimleri, fotoğraf çalışmaları ve blog yazıları aracılığıyla kayıt altına alıyorum.

İlginizi Çekebilir

Karl Bushby: 27 Yıldır Süren Yürüyüşün Son Perdesi

İngiliz eski paraşütçü ve maceraperest Karl Bushby, 1 Kasım 1998’de Şili’nin Punta Arenas kentinden başlayan …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir