Otuzlarıma geldiğimde yazmıştım aşağıdaki yazıyı, şimdi kırklarımın ortasına doğru hızla ilerlerken zaman nasıl geçmiş diye düşünmeden edemiyorum ama klasiktir ya her yaşın ayrı bir keyfi ayrı da bir hüznü var…
Hayatın geçiş dönemlerinden biridir otuzlu yaşlar. Artık genç kategorisine girmezsiniz ama orta yaşlı da sayılmazsınız. Gittiğiniz ortamlarda etrafınızdakilere nazaran ya yaşlı ya da genç kalırsınız.
Çok aktif ve hareketli olduğunuzda çevrenin bakışları ” Koskoca adama bak hiç yakışıyor mu ? ” şeklindeyken, sakin ve fazla hareketsiz olduğunuzda ruhunuzun öldüğü endişesine kapılır etrafınızdakiler. Sanki ortalıkta kalmış gibisinizdir.
Sizden küçüklerin yaptıklarına ayak uyduramazken sizden sonraki jenerasyon fazlasıyla size demode gelir. Elektronik müzik hoşunuza gidiyordur ama alaturka müziği de seviyorsunuzdur.
Öyle bir döneme gelmiştir ki otuzlu yaşlarınız, eğer benim gibi çocukluk yıllarınız ülkenin seksenli yıllarına denk geldiyse hiçbir dönemine benzemeyen bir tarihi geçiş sürecine denk düşmüştür.
O dönemde yaşananların benzerini ne sizden öncekiler yaşamış ne de sizden sonra doğanlar yaşayacaktır. Hiç televizyon görmemiş bir nesil varken arkanızda, önünüzdekiler plazma televizyonlar ile uydu bağlantılarıyla yüzlerce kanal arasında kaybolmaktadır.
Sizler kitap okurken, artık kitapların sinema filmleri seyredilmektedir. Kitap okurken kurduğunuz hayaller artık hazır halde insanların karşındaki perde de oynamaktadır.
Hayat inanılmaz şekilde basitleşmiş, iletişim olanakları sınırsız bir hal almıştır. Doğal olarak hayatınıza farklı endişeler girmiştir. Oysa ki sizlerin çocukluk ve ilk gençlik yıllarında mobil telefonunuzun kontörü ve şarjı bitmesi gibi bir endişeniz, aradığınız kişiye ulaşamayıp tekrar bir deneme yapma gayreti veya sinyallerde ki zayıflamadan dolayı seyrettiğiniz programın yarıda kalma ihtimali hiç olmamıştır.
Siyah-beyaz televizyondan renklisine geçmek hayatınıza kim bilir ne renkler katmıştır o zamanlarda?
Orta okul yıllarımda arkadaşımın saatinde bir araba yarışı oyunu vardı, iki santimetrekare ekranda onunla oynamak ne keyifli ve önemli bir olaydı. Sınıfta yarış ederdik daha fazla oynayabilmek için. Günümüzde dev ekranda ve yüksek kapasiteli ses sistemleriyle sanki otomobil pistinde yarışıyormuşçasına bu oyunları oynuyor çocuklar daha gelişmiş versiyonlarını heyecanla beklerken.
Otuzlu yaşlar gelip geçerken işte insanın aklına bu ve bunun gibi bir çok soru takılır. Acaba çocukluk ve ilk gençlik dönemleri şimdikilerden daha mı keyifli yoksa daha mı ilkel ve renksizdi diye.
Eğer cevap ikinci şıksa o zaman bizim baba ve dedelerimizin yaşadığı hayatları nasıl tanımlamak gerekirdi? Günümüzün yeni nesil olarak adlandırılan bireylerinin yaşadıkları hayatlar çok mu tatminkar onlara göre?
Belki de sorunun cevabı insanın kendi içinde gizli, zaman ve mekanın hiç önemi yok.

Sosyalmedyaloji Sosyal Medya Haber ve Bilgi Platformu