Kariyere İlk Adımlar

Her zaman ilk adımı atmak zordur. Her başlangıcın zor olduğu gibi. Hayatımızın önemli bir bölümünü kapsayacak olan kariyer hayatına başlamak ise şanslı bir azınlık dışında artık en zor olanı gençlerin hayatında.

Kariyere adım atmaya yönelik ilk evre olan eğitimim ile ilgili filmi başa sarınca gözümün önüne normal olarak ilkokul yılları geliyor. Bize verdirilen öğretim ve eğitimi hiç sorgulamadan kabullenişimizi. Biraz daha filmi hızlı sarıp ilk üniversite günüme geldiğimde ise tek başına hiç bilmediğin bir ortama baba evinden çıkıp hayatımda görmediğin bir şehre acemice dalışımı ve bir süre etrafa bakındıktan sonra geçen zamanın da yardımıyla kuzuluktan kurtluğa geçiş dönemimi. Sonrası üniversiteye girmenin zor çıkmanın kolay olduğu ülkemiz gerçeği paralelinde finalde ki en zor dönem mezuniyet ve artık iş hayatına başlama zamanı.

Askerlik dönemini pas geçiyorum malum çok uzun anılarımız vardır biz erkeklerin kısa dönem bile askerlik yapmış olsak, ilk başvurular için özgeçmiş örnekleri araştırmaya başlanıyor.  Çok fazla yazacak bir şey yok özgeçmişte sadece dış görünüşü süslü içeriği epey boş. Benim gibi birde doksanların sonlarındaysanız daha ne internet yaygın ne de internetteki kariyer siteleri. Her pazar insan kaynakları gazeteleri heyecanla bekleniyor. Uygun olabilenlere fakslar gönderilir hatta posta, elden teslim gibi şu dönemde yirmi üstü gençlere anlatamayacağınız araçlar kullanıyoruz iş bulmak için. Tabi bu arada referans araştırma çalışmaları öncelikli şartlardan, gerçi bu süreç her dönem için hiç değişmez değişmeyecektir. Referansı olanlar sadece referans sürecini yaşar referansın seviye ve gücüne göre gereken kişiye ulaşılır ve akabinde göreve başlanır. Bu gruptakilere yazımın başında da belirtttiğim üzere şanslı azınlık deriz.

Beklenen sonuca ulaşılmadığı takdirde başvurular ardı ardına gönderilmeye devam edilir ilgili posta kutularına ve ümitsiz bir razı oluş başlar süreç uzadıkça. Bununla beraber yıllarca mücadele ettiğimiz sınav sinsilesi üniversiteyi bitirsek bile bizi bırakmamıştır. Sanırım bu durum Türk gençliğinin kaderidir. Çünkü hem kamu da hem de en çok tercih edilen kurumsal şirketlere girebilmek için yine çeşitli sınavlara girilmesi gerekir binlerce iş arayan gencin arasından sıyrılabilmek için. Bu sınavlar üniversite sınavından daha önemlidir çünkü kaybederseniz hayatta da kaybetmeye başlayabileceğiniz günler yakın gibi gelir insana. Bu süreçte bir çok sınava girmeniz muhtemeldir ve seve seve girersiniz. Bir süre sonra sınavlardan umut kesilir ve diğer yöntemlere başvurulur (bknz.referans).

Neyse ki bende böyle bir durum olmadı. Askerliğim dönüşü girdiğim iki sınavı sırayla kazandım ve iki seçenek içinden bana göre doğru olanı seçmek göreviyle başbaşa kaldım. Yıllar sonra hata yaptığımı anlamıştım ama diğer seçeneğinde beni bir yere götürmeyeceği bir süre sonra belli oldu. Sonuçta hayatımız boyunca karşımıza hep seçenekler çıkıyor ve biz bunları bir şekilde seçmek durumunda kalıyoruz. Kim bilir eğer seçmediğimi seçseydim hayat çizgim farklı mı gidecekti kimse bilemez…

Sonunda yazılı sınavı kazanırsınız. Ama daha  işe alınmamışsınızdır. Sırada bir kademe daha zor olan mülakat safhasına gelinmiştir. Genelde ilk mülakatınıza girdiğinizde sesiniz titrer, heyecandan avuç içleriniz titrer eğer görüşmede size bir şeyler içmeniz teklif edilirse çok dikkatli olun. Yoksa karşınızdakinin hafızasında çok kalıcı izler bırakabilirsiniz, bir fincan çayı üzerinize dökerek.

Sözün kısası insan hayatlarında ilkler hep olacaktır. Bu ilkler kariyer başlangıç adımlarına yönelik olunca hiç kolay olmayacaktır ve olmuyor da istisnalar haricinde. Sonuçta bir şekilde o ilk adım atılıyor sonrası ise yapacağımız her işte heyecan duyabilmak ve o heyecanı tüm iş hayatında sürdürebilecek motivasyonu kaybetmemektir. Heyecanımızı kaybettiğimiz gün, o iş sizin için dayanılmaz olacaktır. İş hayatında sürekli birileri size heyecan yaratamayacağına göre bütün olay kendimizde bitiyor…

adavapuru

Yorumlar

yorumlar

Hakkında Kayıhan Badalıoğlu

Ankara’da doğdum. TED Ankara Koleji’nin ardından Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden mezun oldum. 1998 yılında bankacılık sektöründe başladığım profesyonel kariyerimde, 2013 yılına kadar perakende bankacılık, iç denetim, genel müdürlük ve KOBİ portföy yönetimi gibi alanlarda sorumluluklar üstlendim. 25 yılı aşan finans ve denetim tecrübemi, 2014 yılından bu yana kurumsal danışmanlık alanına taşıyarak işletmelerin ölçülebilir büyüme hedeflerine rehberlik ediyorum. Finans, pazarlama ve iş geliştirme konularındaki birikimimi, Bilgi Üniversitesi’nden aldığım Sosyal Medya Uzmanlığı eğitimiyle birleştirerek geleneksel iş disiplinini modern dijital stratejilere aktarıyorum. Profesyonel çalışmalarımın yanı sıra lise yıllarımdan bu yana müzikle ilgilenmekteyim. Yurt içi ve yurt dışı seyahatlerim sırasında edindiğim izlenimleri, fotoğraf çalışmaları ve blog yazıları aracılığıyla kayıt altına alıyorum.

İlginizi Çekebilir

Açık Finansın İki Yüzü: ABD ve Türkiye Karşılaştırması

Açık finans (open finance), finansal verilerin API‘lar aracılığıyla güvenli paylaşımını sağlayan ve tüketicilere daha erişilebilir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir